Allah Teala Miraç gecesi Peygamber Efendimize (s.a.a) şöyle buyurdu: “Eğer bir kulda yedi özellik bulunursa, o kul gerçekten benim kulumdur. Eğer namazınız, orucunuz, duanız ve infakınız sizde bu yedi özelliği yansıtıyor ve gösteriyorsa ve bu hâllerin içinizde oluştuğunu hissediyorsanız, işte bu ibadetin hakikatidir.”
Peki ibadetin hakikat ve özüne ulaştığımızı nasıl anlayabiliriz?
Rivayet edilir ki: Ebu Talha Ensari’nin Medine’de bir bahçesi vardı ve Medine’de bahçeye sahip olmak büyük bir imtiyazdı. Bir gün Kur’an okuyordu. Şu ayete geldi: “Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanız Allah onu bilir.” (Âl-i İmrân Suresi 92. Ayet)
Kendi kendine dedi ki: “Ben bu bahçeyi seviyorum.” Bunun üzerine Peygamber’in (s.a.a) yanına gitti ve: “Bu bahçeyi Allah yolunda infak etmek, bağışlamak istiyorum” dedi. İşte Kur’an’ı gerçekten ve hakikaten okumak budur; yani insanın Kur’an’dan bu şekilde etkilenmesidir.
Molla Feyz Kaşani, Muhaccetu’l Beyza adlı kitabında şöyle nakleder: “Medine’de ibadetini çok güzel yapan ve yerine getiren bir genç bir adam vardı. Bir kız ona âşık oldu; mecazi bir aşktı. Kız günlerce gelip onun namazını izledi ama genç ona ilgi göstermedi. Bir gün kız önünü kesip dedi ki: “Ben senin aşkından ölüyorum. Senin şehvetin, içgüdün yok mu? Neden bana hiç bakmıyorsun.” Genç şöyle dedi: “Benim de şehvetim var. Hangi nefis günahtan hoşlanmaz ki? İnsan günah işlememek için kendini zorlar. Ama bir ayet benim elimi kolumu bağlıyor. ”
Allah’ın buyurduğu şu söz: “Allah, gözlerin kötü niyetli bakışını ve kalplerin sakladıklarını bilir.” (Mü’min Suresi 19. Ayet) Allah bunu biliyorken ben bu günahı nasıl işleyebilirim?” Yani Kufe Mescidi’nde kıldığı namaz onun üzerinde böyle bir etki bırakmıştı. Rivayet edilir ki, bu kadın da bu ayetle değişti.
Allah Resulü (s.a.a) miraca yükseldiğinde, Allah Teâla Resulüne şöyle sordu: “Ey Ahmed! Kul ne zaman gerçekten benim kulum olur?” Peygamber dedi ki: “Bilmiyorum ey Rabbim.” (Bu, Rabbin huzurundaki edepli bir bilmeme hâlidir.) Allah buyurdu ki: “Eğer kulda yedi haslet ve özellik bir araya gelirse, o kul gerçekten Benim kulumdur. Eğer namazınız, orucunuz, duanız ve infakınız sizde bu hâlleri —ki bunların dereceleri vardır— oluşturuyorsa, işte ibadetin hakikati budur. Bu yedi özellik şudur: Haramlardan alıkoyan bir vera (takva), Faydasız şeylerden uzak tutan bir suskunluk, Her gün gözyaşıyla artan bir korku, yalnız ve tenhada bile benden (Allah’tan) utanan bir hayâ, zaruri olan kadar yiyip dünyayı benim onu sevmemem sebebiyle sevmemesi, hayırlı insanları ben onları sevdiğim için sevmesi.” (Biharu’l Envar, c.74, s.30)
1- Haramdan Alıkoyma Gücü (Vera ve Takva)
Yani namaz kıldığımda gerçekten ve hakiki manada “yalan söylemek, harama bakmak, müstehcen film izlemek ve benzeri şeyleri yapmak istemediğimi” hissetmeliyim. Bu, kulluğun öz ve hakikatine ulaşmanın, takva ve vera’nın bir göstergesidir. Ayrıca alı koyma – engelleme olan vera, takvadan daha üst bir derecedir; vera içsel bir polis gibidir, insanı (günah ve kötü şeyler yapmaktan alıkoyar) engeller. (“Vera ve takva, sözlük kitaplarında eş anlamlı olarak ele alınmıştır; ancak rivayetlerde vera için zikredilen mertebe ve dereceler dikkate alındığında, takva, veranın ilk mertebesi olarak kabul edilmiştir ki bu da haramlardan sakınmak ve farzları yerine getirmek anlamına gelir. Bu nedenle vera, takva makamından daha yüksek bir mertebe olarak tanıtılmıştır. Bu makama ulaşmak için yalnızca günahlardan kaçınmak yeterli değildir; aynı zamanda şüpheli işlerden ve günaha zemin hazırlayabilecek bazı helal davranışlardan da uzak durmak gerekir.”)
2- Gerçek – Hakiki ve Beğenilen (Makbul) Korku
Korku (dünyalık maddi şeyleri kaybetmek ya da bir insandan korkmak gibi) olumsuz bir korku olmamalıdır. Makbul korku; bir çocuğun babasından duyduğu saygı dolu korku gibidir. Birisi bir savaşta Abdullah bin Amir’in şöyle dua ettiğini duymuştur: “Allah’ım, senden üç şey istiyorum: “Senden başkasından korkmamayı, Kalbimden namahrem sevgileri çıkarmanı (Evliler Allah’tan kalplerinde yalnızca eşlerinin muhabbet ve sevgisinin yer etmesini istemelidir; çünkü bu, aralarında ülfet ve huzur oluşturur ve insanı da rahatlatır.), Uykumu azaltıp ibadetimi artırmanı istiyorum”
3- Hayâ
Hayâ yoksa iman yoktur. Hadiste buyurulur: “Bütün iyiliklerin kökü hayâdır.” Eğer hayâ olmazsa, toplumda büyükler saygı görmez. Hayâ, insanın saygın bir gözetleyicinin kendisini izlediğini ve denetlediğini hissetmesidir. En üstün hayâ, Allah’tan haya etmek ve utanmaktır.
Medine’de fakir bir genç bir yüzük buldu. Sahibi Yahudi bir adamdı. Kendisi muhtaç olmasına rağmen, yüzüğün sahibi olan Yahudi adamı buldu ve yüzüğü ona teslim etti. Adam Müslüman gencin ihtiyaç içinde olmasına rağmen bunu kendisine teslim etmesi, Yahudi adamı şaşırttı. O (Yahudi) dedi ki: “Genç, bu yüzüğün sahibi bir Yahudi, ben bunu satıp parasını kendime alabilirim diye düşünmedin mi?”
Genç şöyle dedi: “Aslında düşündüm ama Kıyamet günü Peygamberimiz (s.a.a) bir tarafta, Hazreti Musa (a.s) diğer tarafta otaracak. Sen ve ben hesaba çekileceğimiz yere girdiğimizde Musa (a.s), senin ona tabi olduğunu görüp sana bakacak; Peygamberimiz de benim ona tabi olduğumu görüp bana bakacak. Eğer Hz. Musa (a.s), Peygamberimize: ‘Onlara başkalarının malını korumayı, emanet bilincini öğretmedin mi?’ derse ve Peygamberimiz Hz. Musa’nın (a.s) önünde utanmak zorunda kalırsa diye, Peygamberimizin utanmasını istemediğim için yapmadım.” Yani insan, yalnız olduğunu ve kimsenin görmediğini bilse bile (kötü ve günah işlerden) haya etmeli ve utanç duymalıdır.”
Bir gün, bir kişi telefon kulübesindeki kutuya vurdu ve içindeki jetonlar yere döküldü. Kulübeye jetonunu yeni atmış ama arama yapmasına fırsatı olmayan şahıs şaşkın bir şekilde dışarı çıktı ve kendi jetonunu bile almadı. Ama bazı kişiler sevinçle jetonları yerden alıp götürdü. Bu kişiler sen niye toplamıyorsun deyince bunlar benim değil ve Telekom’a ait ve haramdır, dedi. Bu çok ince ve söylenecek bir söz bulunamayan bir düşüncesidir.
Maalesef toplumumuzda bazı kişiler haram yemede kendilerini haklı çıkarma bahane ve gücündeler. Haram yemeyi ya da başkalarının mallarını izinsiz almayı meşru göstermeye çalışıyorlar. Oysa insan hayâlı olsa ve hissetse; örneğin arkadaşım burada yokken onun hakkında konuşmaya ve dedikodusunu yapmaya hakkım yok diyerek, onun duymayacağını bilse bile yapmaz.
Hayâ ikiye ayrılır: makbul (iyi) ve gayri makbul (kötü) hayâ. Gayri makbul hayâ, kişinin dini bir hükmü bilmemesi ve sormamasıdır. İş ve infakta hayâ yoktur; evliliğin ilk aşaması olan eşlerinin birbirini araştırmasında hayâ yoktur; hak sözünde de (tabi güzel bir şekilde söylemek) hayâ yoktur. Ama günah işlemekte Allah’tan hayâ etmek, işte bu makbul (iyi) hayâdır.
4- Suskunluk
Boş ve gereksiz sözlere girilmesine izin vermeyen bir susma ve suskunluk. Başka bir tabirle, namaz kılan bir insanın ibadetinin kabulünün göstergelerinden biri, dilini kontrol edebilmesidir. Hadiste şöyle buyurulur: “Namaz kılan kişi, diliyle eşini incitir veya dedikodu yaparsa, bu onun namazının gerçek namaz olmasını engeller; yani namazı geçersiz olur ve değeri kaybolur.”
Lokman Hekime soruldu: “Hayatında bu kadar başarılı olmanın nedeni nedir?” Dedi ki: “Bunun nedenlerinden biri suskunluktur.”
“İmam Seccad’a (a.s) “Susmak mı daha iyidir, konuşmak mı?” diye sorulduğunda İmam (a.s) şöyle buyurdu: “Kesinlikle konuşmak. Çünkü suskunluğun faziletini bu sözle anlatıyoruz.” Buradaki konuşma, boş ve anlamsız sözler olmamalıdır. Bazen saatlerce oturulan bir yerde doğru bir söz bile söylenmiyor. Biz herkes sürekli ayet ve hadis üzerine konuşsun demiyoruz; ama konuşmanın hayatımıza bir semeresi, katkısızı ve faydası olmalıdır değil mi? Bizim bazı toplantılarımız dedikodu, başkalarını alaya alma ya da birbirimizin maddi varlıklarını konuşmakla geçiyor. Şunu unutmayalım ki cehenneme gidenlerin çoğu dillerinden (söz ve söylemlerinden dolayı) giderler.”
5- Yemeği Kontrol Etmek
Şeytan, Hz. Yahya (a.s) ile karşılaştı ve ona dedi ki: ‘Senin bir kusurun var. Hz. Yahya (a.s) “Söyle” dedi. Şeytan şöyle dedi: ‘Çok yemek yiyorsun, bu yüzden gece namazı kılma fırsatın azalıyor.’ Rivayet edilir ki, o andan sonra Hz. Yahya yemeğini çok azalttı. Şeytan da dedi ki: ‘Bundan sonra kimseyi nasihat etmeyeceğim ve uyarmayacağım, çünkü sen benim tuzağımı benden öğrendiğinle yok ettin.’ Ramazan ayında mahkemelerde suç oranı azaldığını söylerler. İnsanın Ramazan ayında günah işleme arzusu ve hali olmaz (şeytan bu ay da zincilere vurulduğu için). Bu yüzden yemeği kontrol etmek önemlidir. Namaz kılan bir kişi haram yemek yemez ve israf ile aşırı yemekten kaçınır. Beslenmesinde bir sınır ve ölçü olur.
6- Dünya Sevgisinden ve Dünyevi Bağlılıklardan Uzak Durmak (Dünyaya Karşı Buğz Etme)
Yani insanın dünyaya bağlılığı olmamalıdır. Eğer dünyaya sıkı sıkıya bağlanırsanız, o da size sıkıntı ve zorlukları sıkı tutar. Dünyaya sahip olmak başka, onun esiri olmak başkadır. Eğer onu kontrol ederseniz, iyi bir binek olur; ama o sizi kontrol ederse, kötü bir binek olur. Başka bir tabirler dünya bineğin gibidir: sen ona binersen iyidir, o sana binerse felakettir. Eğer insanın dünyaya bakışı aldanmaya yönelikse, dünya insanı fena halde yere çakar. “Dünya denildiğinde, kastımız bu hayat, yaşamdır, dağlar, taşlar ve vadiler değil.
Bir adamın dünyayı yerdiğini duyunca Hz. Ali (a.s) şöyle buyurdu: “Ey dünyayı kötüleyen, aldatıcılığına kanan, boş şeylerine kapılan kişi! Dünyaya aldandıktan sonra mı onu kötülüyorsun?! Sen mi dünyayı suçluyorsun, yoksa o mu seni suçluyor?! O seni ne zaman azıttı, aldattı! Toprakta çürüyen atalarının helak olduğu yerle mi, yoksa toprak altındaki analarının içinde yattığı yerlerle mi aldattı seni?! Kaç kez iki elinle onların tedavisi için uğraştın, onların bakımını yaptın ve onların şifa bulmasını diledin? Tabiplerden onların ilaçlarının faydasını sordun, ama sabahleyin ilaçların onları iyileştirmedi. Ağlamaların, onların derdine derman olmadı. Korkun, onların hiçbirine fayda sağlamadı. Onun hakkında isteğine ulaşmadın (devasını aradın, çare olmadı). Gücünle ölümü ondan uzaklaştıramadın. Dünya, onunla sana örnek verdi. Onun helakiyle senin helakini gösterdi. Dünya, ona doğru davranana doğruluk yurdu, ondan bir şey anlayana afiyet yurdu, ondan azık toplayana zenginlik yurdu ve onunla öğüt alana öğüt yurdudur. Dünya, Allah dostlarının secde yeri (mescidi), meleklerinin namazgâhı, vahyinin iniş yeri ve dostlarının ticaret yurdudur. Onlar, orda çalışmalarıyla rahmeti elde ettiler, cenneti kazandılar. Dünya, ayrılacağını bildirdiği, uzaklaşacağını ilan ettiği, kendisinin ve ehlinin faniliğini anlattığı halde onu kınayan kimdir?
Oysa dünya belasıyla belayı onlar için örnek vermiştir; neşesiyle onları neşeye teşvik etmiştir. Meyillendirmek, korkutmak, sakındırmak ve uyarmak için geceyi afiyetle sabahlar, gündüzü ise felaket ve faciayla akşamlar. Bu yüzden bazıları pişmanlık sabahı dünyayı kınar, bazısı ise kıyamet günü onu över. (Zira) dünya, (ahireti) onlara hatırlatmış, onlar da onu hatırlamışlardır (düşünüp öğüt almışlardır); dünya onlara haber vermiş, onlar da tasdik etmişlerdir; dünya onlara öğüt vermiş, onlar da öğüt almışlardır.” (Nehc’ül Belağa, Hikmetli Sözler 131)
7- Salihleri, Muttaki, İyi ve Erdemlileri Sevmek
İyi insanları, takvalıları sevmek. Onlar, ahlâkı ilahi olan kişilerle dost olurlar. Allah Teala şöyle buyurmaktadır: “Zalimi sevmem. Kim zalimi sevmezse, onda ilahi bir ahlâk vardır.” Başka bir tabirle, sevgi ve nefretin anlamı, ilahi sevgi ve nefrettir.
kısaca mevcut olan bu yedi özellik, kulluğun göstergesi ve ibadetin insan üzerindeki etkisidir. Şimdi birileri ise “Bizde hiçbiri yok” derse, çözüm namazını terk etmek değil. ‘Namazı bırakalım’ demeyelim. Dağa az çıkmış olmak, zirveyi bırakmak anlamına gelmiyor. Bu özellikler zamanla gelişir. İnsan, bu özelliklerin kendi içinde geliştirmelidir. Hayânın bile dereceleri vardır; en yücesi peygamberlerin hayâsıdır. İnsan bunu zamanla kendi içinde oluşturmalıdır.
İmam Cafer-i Sadık (as) gençti ve Kâbe’de tavaf yapıyordu. Hava sıcaktı ve terlemişti. Yeniden nafile tavaflar yapılıyor. Bir anda omzuna bir el dokunduğunu gördü; babası İmam Bakır’a (as) baktı. İmam Sadık’a (as) şöyle buyurdu: “Oğlum, kendini yorma. Allah az amelden de razı olur.”
İbadeti kendi nefisleriniz için sevilmez hâle getirmeyin.” Aileler, ibadeti ve manevi şeyleri gençleriniz için sevilmez hâle getirmeyin. Öyle bir ortam sağlamak ki fotoğraflar sevinçle ibadetlere yönelsinler, örtünler ve camilere gelsinler….