Nasıl İmam Hasan Askeri’nin (a.s) ziyneti (süsü/onuru) oluruz?

 

Ehlibeyt’le Olan İrtibat ve Bağımıza Ne Kadar İnanıyoruz?!

 

İmamımızla olan bağımız ve irtibatımız hangi cinstendir? İmamımızla aramızdaki bağlantı ve bağın cinsi, anne ve babamıza olan bağımızdan daha gerçekçi ve somut, derin bir ruhî ve gerçek bağ mıdır; yoksa İmam ile aramızdaki bağlantı ve bağın cinsi örfî ve sathi (yüzeysel) bir bağ mıdır? Bu meseleyi anlamak için sizi, bir kişinin İmam Sadık’ın (a.s) huzuruna çıkıp şöyle dediği bu rivayeti okumaya davet ediyorum:

 

Adam şöyle dedi: “Allah’ım, Muhammed’e ve Muhammed’in Ehlibeyt’ine rahmet eyle. İmam Sadık (a.s) buyurdu ki: “Neden salavatı sadece bizim Ehlibeyt’imizle kısıtladın?” O kişi arz etti: “Nasıl salavat getirelim?” Hazret buyurdu ki: Şöyle de: “Allah’ım; Muhammed’e ve Muhammed’in Âl’ine rahmet eyle ki, biz ve Şiilerimiz de onlara edilen rahmet ve mağfirete dâhil olalım.)

 

Bu rivayet çok dakik ve derin bir hakikati dile getirmektedir: Yani ben ve siz, tek tek hepimiz Âl-i Muhammed’in dairesi içerisinde yer alıyoruz. Biz Ehlibeyt’in soyu ve ailesinden sayılırız.

 

Bağlantımızın ve irtibatımızın şiddeti [kuvveti] o ölçüdedir ki bizi Ehl-i Beyt’in (a.s) soyundan karar kılmıştır. Kendi kendimize soralım, imamımızla ve Ehl-i Beyt’le olan bu derin bağlantı ve ilişkiyi ne kadar kabul ediyoruz, inanıyoruz? Bu bağlantıya ne kadar inanmıyorsak, o [bağlantı] aslında bizim Ehl-i Beyt’ten kopuşumuz ve uzaklaşımızdır. Bu bağlantıya ne kadar inanırsak, bu aslında bizim büyümemiz ve yücelmemizdir. Böyle inanırsak artık başka bir şekilde davranmaya başlarız.

 

 

Ehlibeyt ile Bağımızın Derecesinin Ne Kadar Olduğunu Nasıl Anlarız?

 

Birçoğumuz, ‘Ehl-i Beyt’in toprağının artığından (kalan çamurundan) yaratıldığımızı’ duymuşuzdur; ancak çok azımız buna gerçekten inanıyoruz. Eğer [buna gerçekten] inanmış olsaydık, daha farklı davranmaz mıydık? Bu bağlantı ve ilişki o kadar derin ve köklüdür ki [İmam (a.s) şöyle buyurmaktadır]: ‘Sizin başınızın ağrımasından bizim de başımız ağrır. Siz üzüldüğünüzde biz de üzülüyor ve kederleniyoruz.

 

Müminlerin Emiri İmam Ali’nin (a.s) etrafındakilerden biri şöyle anlatıyor:

 

Müminlerin Emiri İmam Ali’nin (a.s) zamanında şiddetli bir ateşli hastalık geçiriyordum. Cuma günü olunca biraz daha iyi hissettim. Kendi kendime, ‘En iyisi gidip üzerime biraz su dökmek, sonra da Müminlerin Emiri İmam Ali’nin (a.s) arkasında namaz kılmak’ dedim. Bu işi yaptım ve mescide gittim. Mevlamız İmam Ali (a.s) minbere çıktığında ateşim tekrar nüksetti. İmam Ali (a.s) namazı bitirip odaya doğru yöneldiğinde ben de peşinden gittim. İmam (a.s) bana buyurdu ki: “Ya Rumeyle! Seni hastalıktan kıvranırken gördüm.” Arz ettim: ‘Evet efendim, hastaydım ama sizin arkanızda namaz kılmak istiyordum.’ Buyurdu ki: “Ya Rumeyle! Hiçbir mümin yoktur ki biz onun hastalığıyla hastalanmayalım ve onun hüznüyle hüzünlenmeyelim ve o dua ettiğinde duasına âmin demeyelim, sustuğunda ona dua etmeyelim.” Dedim ki: Ya Emîr’ül Müminîn! Canım sana feda olsun; bu sizinle aynı evde olan kimse için geçerlidir, peki yeryüzünün dört bir yanında olanlar ne olacak? Dedi ki: Ya Rumeyle! Yeryüzünün doğusunda ve batısında hiçbir mümin bizden gaib ve gizli olmaz.” (Basairu’d Derecat, Cilt 1, Sayfa 262)

 

Allah bilmektedir ki, bu ruhî ve kalbî irtibat ne kadar aşkın ve derin nur ve bağlardan oluşmaktadır. Sizin rahatsızlığınız ve hastalığınızla Ehlibeyt’in hastalandığı gerçeğine kaçımız inanıyoruz?

 

Biri diyor ki: Şialardan biriyle İmam Sadık’ın (a.s) huzuruna vardık İmam’a (a.s) dedim ki: “Ey Allah Resulünün evladı canımız size feda olsun, bazen herhangi bir özel neden ve sebep olmaksızın kederleniyor ve üzülüyorum; bunun illet ve sebebi nedir? Yani özel bir yakınım veya özel bir derdim yok ama üzülüyorum; bu üzüntünün sebebi nedir?” İmam (a.s) buyurdu ki: “Bu sevinç ve hüzün bizim tarafımızdan size ulaşır; eğer biz hüzünlü veya sevinçli olursak siz de hüzünlü veya sevinçli olursunuz, neden? Çünkü benim ve sizin nurumuz Allah’ın nurundandır.” Başka bir tabirle burada nurani bağlantılar kuruludur.

 

Varlığımızdaki Kusur ve Günahlarımızla Ne Yapacağız?

 

Şimdi bu arada, eğer kötülük ve karanlık varsa, bu, herhangi bir sebeple ortaya çıkmış olan o kırık günahlar ve kusurlar yüzündendir. Bizim dünyada bir vazifemiz var: Elimizden geldiğince bu kendi kırık günah ve kusurlarımızı temizlemeliyiz. Bu kırık günah ve kusurlar ne kadar çok temizlenirse, bu [manevi] bağlantılar o kadar güçlü olacaktır. Tabii şu tehlike de vardır ki [buyurmuşlardır ki]; insan bu kırık kusur ve günahları tövbe ve af dileyerek düzeltmek ve telafi etmek yerine o kadar artırabilir ki, sonuçta Ehl-i Beyt ile olan bağlantı tamamen kesilebilir.

 

Mevlamız İmam Ali (a.s) şöyle buyurmaktadır: Her kulun üzerinde kırk perde (siper ve koruma kalkanı) vardır; ta ki kırk büyük günah işleyinceye kadar (her büyük günahın ardından bir perde kaldırılır ve kapasite dolup patlama noktasına yaklaşıncaya kadar). Ne zaman ki kırk büyük günah işlerse, perdeleri üzerinden kaldırılır.

 

O zaman Allah meleklere şöyle vahiy buyurur: “Kulumu kanatlarınızla örtün.” Melekler de onu kanatlarıyla örterler.

 

Sonra o kul, işlemediği hiçbir çirkin iş bırakmaz; o dereceye gelir ki, bu kötülükleri halkın arasında işleyip övünür. Bunun üzerine melekler derler ki: “Ey Rabbimiz! Bu kulun her türlü (günah) ameli işliyor ve biz onun yaptıklarından utanç duyuyoruz.”

Aziz ve Celil olan Allah, meleklere şöyle vahiy buyurur: “Kanatlarınızı üzerinden çekin (kaldırın). İşi bu noktaya vardığında, biz Ehl-i Beyt ile düşmanlığa başlar. İşte o zaman hem gökteki hem de yeryüzündeki perdesi yırtılır.

 

Sonra melekler derler ki: “Ey Rabbimiz! Bu kulun perdesi yırtılmış bir halde kaldı.”

 

Aziz ve Celil olan Allah meleklere şöyle vahiy buyurur: “Eğer Allah’ın ona bir ihtiyacı (onda bir hayrı) ve ilgisi olsaydı, kanatlarınızı üzerinden çekmenizi size emretmezdi.”

 

Biz eğer Ehl-i Beyt’e böyle güçlü ve sağlam bir bağımız olduğuna inanırsak, artık bu bağı bu kadar kolay koparmaya razı olmayız. Şeytan’ın yaptığı iş tam olarak budur; bizi İmam’a olan bu bağ noktamıza inandıramayacak bir duruma getirmektir. Artık bundan sonra her türlü yanlış işi yapabilir hale gelebiliriz.

 

 

İmam Askerî’ye (a.s) Nasıl Ziynet Olabiliriz? Ehlibeyt’e Ziynet (Süs ve Yüz Akı) Olmanın Yolu

 

 

Eğer Allah’ın lütfuyla biz bu bağı inanarak kabullenirsek, bu kadar kolay günah işleyebilir miyiz? Çünkü biz günah işlediğimizde, kendimizi o (bağlantıdan) uzaklaştırmış ve soyutlamış oluyoruz. İşte o zaman İmam Askerî’nin (a.s) şu tavsiyesinin ne anlama geldiğini yeni anlıyoruz; İmam (a.s) şöyle buyurmuştur: “Allah’tan korkun ve sakının, bizim için birer ziynet (yüz akı) olun, birer kötülük ve utanç vesilesi olmayın. Bütün sevgi ve muhabbeti bize çekin ve her türlü çirkinliği bizden uzaklaştırın; çünkü hakkımızda söylenen her güzelliğin ehliyiz biz, kötülük olarak söylenenlerden ise uzağız…’ (Tuhaf ül-Ukul, s. 486)

 

Biz sevgilerin tamamını nasıl Ehl-i Beyt’e yöneltebiliriz? Her çirkinliği Ehl-i Beyt’ten nasıl uzak tutabiliriz? Bunlar, İmam ile olan bağımızı güçlendirmenin yollarıdır. Dikkat edelim, İmam ile olan bağımızı koparmayalım; bu bağlantı kuruludur, peki bunu ne koparır? Günah, Allah’ın velisine olan bu bağlantının hürmetini görmemek. O zaman Ehl-i Beyt’e süs ve güzellik vesilesi olamayız.

 

Nasıl İmam Askerî’nin (a.s) ziyneti (süsü/övüncü) olabiliriz?

 

İmam Askerî’nin (a.s) ziyneti olan biri nasıl konuşur? Nasıl şakalar yapar? Yalnız kaldığında nasıl davranır? Sosyal medyada ya da kimsenin fark etmediği yerlerde hangi sahnelere bakar? Ailesi için nasıl bir rızık evine getirir? Bütün bunların İmam ile olan ilişkisini ölçmeli ve hangi davranışın İmam Askerî’nin (a.s) ziyneti olacağını, hangi davranışın ise Ehl-i Beyt’in utanç vesilesi olacağını değerlendirmeli ve muhasebesini yapmalıdır.

 

Özellikle Ehl-i Beyt’e nispet edilen (bağlı olan) heyet (dini meclis/cemaat) gençleri… Biz heyet gençleri, ister istemez Ehl-i Beyt’in sancağını kaldırdık! Herkes “Bunlar heyet  ve mektep gencidir, İmam Hüseyin’in yolunun yolcularıdır” diyor. Sözü ve dili nasıl bir dildir (konuşurken sözlerine dikkat ediyor mu)? Ailesine yeterince vakit ayırıyor mu? Neden bugün aramızda çirkin lisan şakaları çirkin görülmüyor? Neden birbirimize hatırlatmada bulunmuyoruz? Neden suskunlaştık? Neden birbirimize saygısızlık ediyoruz? Birbirimize ne kadar saygı duyuyoruz? Bizim Ehl-i Beyt ile bir nispet ve bağımız olduğu için, Ehl-i Beyt’e mensup olduğumuz için dikkat etmeliyiz!

 

Davranışlarımızın Masum İmamların (a.s) Hallerindeki Yansıması

 

İster isteyin ister istemeyin, davranışlarınızın sosyal bir yansıması vardır; bu yansımanın İmam (a.s) üzerinde de bir etkisi vardır. Davud bin Kesir er-Rekkî’den şöyle rivayet edilmiştir:

 

Ebi Abdullah İmam Sadık’ın (a.s) yanında oturuyordum. Birden mukaddimesiz söze başlayarak şöyle buyurdu: “Ey Davud! Perşembe günü amelleriniz bana arz edildi. Bana sunulan amellerin arasında, falan amcazadene yaptığın yardımda bana sunuldu ve ben bundan memnun ve mutlu oldum. Çünkü senin ona yaptığın bu yardım, onun ömrünün tükenmesini ve ecelinin kısalmasını hızlandırdı.‘” (Emâlîyi Tûsî, s. 413)

 

Biz bu sözleri ne kadar ciddiye alıyoruz?! Yani benim ve sizin davranışınız İmam’ın sevinmesinde veya üzülmesinde etkili mi? Evet. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Kulların amelleri, iyisi de kötüsü de her sabah Allah’ın Resulüne (s.a.a) arz edilir. O halde sakının; her biriniz, Peygamberine çirkin bir amelin arz edilmesinden haya etmelidir.” (Tefsîr-i Kummî, c. 1, s. 304)