Şirazlı Sadi şöyle nakleder:

Bir gün bir grup ileri gelenle birlikte bir gemide oturuyorduk. Birdenbire, arkamızdan ilerleyen bir kayığın alabora olup battığını ve iki kardeşin girdaba kapıldığını gördük.

İleri gelenlerden biri kaptana dedi ki: “Bu iki kişiyi kurtar; her birinin kurtuluşu için sana elli dinar vereceğim.”

Kaptan hiç vakit kaybetmeden kendini suya attı. Ancak o ikisinden birini kurtarana kadar, diğer kardeş boğulmuş ve can vermişti.

Kaptana dedim ki: “Görünüşe göre o adamın emr-i hak vaki olmuştu (ömrü sona ermişti); bu yüzden onun kurtarılmasını geciktirdin ve kardeşini kurtarmak için acele ettin.”

Kaptan gülerek şöyle dedi: “Söylediğin şey belki de ilahi takdirdir; ancak başka bir sebebi de vardı. Bir gün çölde kalmış ve çaresizliğe düşmüştüm. Kurtardığım bu adam beni devesine bindirmiş ve sıkıntıdan kurtarmıştı. Ama kardeşi çocukluğumda beni dövmüş ve elinden kamçı yemiştim. Her ikisini de o vaziyette gördüğümde, günün birinde bana iyilik etmiş olan kişiyi kurtarmayı, kalben daha çok istedim.”

Dedim ki: “Yüce Allah doğru buyurmuştur: Kim iyi bir iş yaparsa kendi iyiliğinedir, kim de kötülük yaparsa kendi aleyhinedir.”

İnsanın iyiliği de kötülüğü de nihayetinde yine kendisine döner. Geçmişteki yaptığımız işlerin unutulduğunu zannedebiliriz, ancak insanın davranışının etkisi bazen yıllar sonra ve hiç beklemediği bir yerde yine kendisine geri döner.

Sadi sözünün devamında bu gerçeği şöyle hatırlatır:

Elinden geldiğince kimsenin içini (gönlünü) incitme,

Çünkü bu yolda (önüne çıkacak) dikenler vardır.

Yoksul ve derviş kişinin işini gör (yardım et),

Çünkü senin de (görülecek) işlerin olacaktır.

Yani gücün yettiğince kimsenin kalbini kırma ve başka birinin ruhunda yara açma; zira hayat, senin de günün gelip aynı dikenlerden zarar görebileceğin bir yoldur. Ve eğer gücün yetiyorsa, çaresiz bir insanın işindeki düğümü çöz (ona yardım et); çünkü bu dünyada senin de başkalarının yardımına ihtiyacın olmayacak değildir.

📚 Sadi-i Şirazi, Gülistan, 1. Bab, 35. Hikaye