İmam Hasan Askeri’nin (a.s) şehadet yıldönümü münasebetiyle İmam’ın (a.s) toplum ahlakı ve görgü kuralları üzerine bulunduğu önemli tavsiyeleri sizlerle paylaşıyoruz:

 

1- Başkalarına Yarar ve Menfaat Sağlamak:

 

İslam ahlakının en hassas noktalarından biri yardımlaşma, dayanışma ve halka, özellikle de müminlere ve salih kimselere hizmet etmektir. İslam öğretilerinden ve Ehlibeyt’in (a.s) sîretinden anlaşılmaktadır ki, farzların edasından sonra Yüce Allah’a yakınlaşmanın en yüksek vesilesi bu güzel haslettir.

 

İmam Hasan Askeri (a.s) bu konuda şöyle buyurmaktadır: “İki haslet vardır ki, onlardan üstün bir şey yoktur: Allah’a iman etmek ve din kardeşlerine faydalı olmak.” (Tuhefu’l Ukul, s. 489)

 

2- Edep:

 

İmam Hasan Askeri’nin (a.s) toplumsal ahlakta vurguladığı noktalardan biri de edep riayetidir. O, edep hakkında şöyle buyurmaktadır: “Edep olarak sana, başkasında hoş görmediğin şeylerden kaçınman (yapmaman) yeter.” (Biharu’l Envar, c. 75, s. 377.)

 

Buna karşılık İmam (a.s), edepsizliğe karşı çıkmakta ve edebe aykırı davranışlardan birini şu şekilde dile getirmektedir: “Üzgün bir kimsenin yanında sevinç göstermek edepten (ve insanlıktan) uzaktır.” (Tuhefu’l Ukul, s. 489.)

 

3- Tevazu:

 

İmam Hasan Askeri’nin (a.s) vurguladığı huylardan biri de tevazudur. Tevazu, insanın diğer insanlarla kıyaslandığında kendi için bir ayrıcalık ve üstünlük görmemesidir. İmam Hasan Askeri (a.s) tevazuyu bir nimet olarak değerlendirmekte ve şöyle buyurmaktadır: “Alçakgönüllülük ve tevazu, hiç kimsenin kendisine haset etmediği bir nimettir.” (Tuhefu’l Ukul, s. 489.)

 

İmam Hasan Askeri (a.s), örnek olması açısından mütevazı bir kişinin bazı alametlerini şöyle dile getirmektedir: “Karşılaştığın herkese selam vermek ve meclisin (toplantı veya toplanılan bir yerde) başköşesi dışındaki bir yere oturmak alçakgönüllülük alametlerindendir.” (Tuhefu’l Ukul, s. 487.)

 

İmam (a.s), bir yerde başköşeye değil de başka yere oturan kimse hakkında şöyle buyurmaktadır: “Herhangi bir meclis ve toplulukta başköşenin dışındaki bir yere razı olan kimseye, ayağa kalkıncaya kadar Allah ve melekleri sürekli salat (rahmet ve inayet) ederler.” (Tuhefu’l Ukul, s. 486.)

 

4- Dostluk ve Arkadaşlık:

 

Akıllı bir dost, asla arkadaşının suçunu ve günahını haklı çıkarmaz; aksine bunu dostane bir şekilde hatırlatır. Gerçek dost, başkalarının yanında kişinin kusurlarını yüzüne vurmasa da onun kusurunu kendisine söyleyen kişidir. Çünkü başkalarının gözü önünde kusur ortaya dökmenin hiçbir etkisi olmaz, aksine o kişiyi incitir. Zira böyle bir nasihat, öğütten ziyade azarlama niteliği taşır. Dolayısıyla bu durum, başkasına kusur bulmak, öğüt veren kişinin kendini ön plana çıkarmak istemesi ve karşı tarafın zayıflığını yüzüne vurması amacıyla değil; gizli bir şekilde, yine dostane ve hayrını ister bir dille söylenmeli ve hatırlatılmalıdır.

 

İmam Hasan Askeri (a.s) şöyle buyurmaktadır: “Her kim din kardeşine gizlice öğüt verirse, kuşkusuz onu süslemiş (değer kazandırmış) olur; kim de açıkça öğüt verirse onu rezil etmiş (lekelemiş) olur.” (Tuhefu’l Ukul, s. 489.)

 

Akıllı dostun karşısında cahil dost yer alır. İmam (a.s), böyle insanlarla arkadaşlık kurmak hakkında şöyle buyurmaktadır: “Cahil dost, sıkıntı ve meşakkat sebebidir.” (Tuhefu’l Ukul, s. 489)

 

İmam (a.s), iyi bir dostun ve kardeşin özelliklerinden biri hakkında şöyle buyurmaktadır: “Dost ve kardeşlerinin en hayırlısı, kendisine karşı işlediğin hatayı unutan kimsedir.” (Biharu’l Envar, c. 75, s. 377.)

 

İmam Hasan Askeri (a.s), dost edinmenin yolları konusunda bizzat insanın kendi davranışsal özelliklerine işaret ederek şöyle buyurmaktadır: “Takva huyu, cömertlik tabiatı ve hilm (yumuşak başlılık) hasleti olan kimsenin dostu ve övenleri çok olur.” (Biharu’l Envar, c. 75, s. 379.)

 

İmam (a.s), kötü bir arkadaşın bazı vasıflarını şöyle dile getirmektedir: “Ne kötü kuldur o kul ki ikiyüzlü ve iki dillidir; kardeşini yüzüne karşı över, arkasından çekiştirir (gıybetini yapar). Ona bir bağışta bulunulsa haset eder, bir felakete uğrasa onu yalnız bırakır.” (Tuhefu’l Ukul, s. 488.)

 

5- Komşuluk:

 

Komşuluk hakkı, akrabalık hakkına yakındır; çünkü komşuluk, İslam kardeşliği hakkının ötesinde bir haktır. Yani Müslüman komşunun İslam kardeşliği hakkının yanı sıra başka bir hakkı daha vardır; bu nedenle kim komşusuna karşı düşmanlık besler veya cimrilik ederse günahkardır.

 

İmam Hasan Askeri (a.s) kötü komşunun özelliklerinden birini şöyle sıralamaktadır: “İnsanın belini büken felaketlerden biri de öyle bir komşudur ki; bir iyilik veya güzel bir iş gördüğünde onu gizler (örtbas eder), bir kötülük gördüğünde ise onu yayar (ifşa eder).” (Tuhefu’l Ukul, s. 487.)

 

6- Öfkelenmemek ve Kin Tutmamak:

 

Öfke, üstünlük sağlamak ve galip gelmek amacıyla ruhun içten dışa doğru hareket etmesine neden olan ruhi bir haldir ve kaynağı intikam alma arzusudur.

Öfke aşırı uçtadır ve eğer şiddetli olursa, beyin ve sinirlerde bir hararete yol açan şiddetli bir harekete sebep olur. Bu hareketin ve hararetin dumanı, aklın nurunu söndürür ve onun işlevini zayıflatır. İşte bu yüzden öfkeli bir kimseye öğüt ve nasihat etki etmez; aksine onun sertliğini ve şiddetini artırır. İmam Hasan Askeri (a.s) öfke hakkında şöyle buyurmaktadır: “Öfke, her kötülüğün anahtarıdır.” (Tuhefu’l Ukul, s. 488.)

 

“Kin”, kalpte birine karşı düşmanlık beslemek ve bunu dışa vurmak için uygun bir fırsat kollamak demektir. Aslında kin, ortaya çıkma ve kendini gösterme imkanı bulamamış, baskılanıp günün birinde dışa vurma fırsatı bulana kadar kalpte kalan öfkedir. İmam Hasan Askeri (a.s) kin güden kimse hakkında şöyle buyurmaktadır: “Kin tutanların huzuru bütün insanlardan daha azdır.” (Tuhefu’l Ukul, s. 488.)

 

7- Yalandan Sakınmak:

 

İmam Hasan Askeri’nin (a.s) sakındırdığı kötü toplumsal ahlaklardan biri de yalan söylemektir. O, bir benzetmeyle yalanın kötülüğünün son noktasını şöyle dile getirmektedir: “Kötülüklerin tamamı bir evde toplanmış, anahtarı ise yalan kılınmıştır.” (Biharu’l Envar, c. 75, s. 377.)

 

İmam Hasan Askeri’nin (a.s) Ehlibeyt Dostlarına ve Şialarına Tavsiyesi:

 

İmam Hasan Askeri’nin (a.s) programlarından biri de Ehlibeyt Dostlarına ve Şiilerine yönelik ahlaki tavsiyelerde bulunmaktır. O, Ehlibeyt Dostlarına ve Şiilerine yaptığı bir tavsiyede onların ahlakıyla ilgili önemli bireysel ve toplumsal buyrukları şöyle aktarmaktadır:

 

“Sizi Allah’a takvaya, dininizde takva ve sakınmaya, Allah için gayret etmeye, doğru sözlülüğe, iyisiyle kötüsüyle size emanet verene emanetini geri vermeye, uzun secdeye ve iyi komşuluğa davet ediyorum; çünkü Muhammed (s.a.a) bu buyruklarla gelmiştir. Onların (halkın) arasında namaz kılın, cenazelerine katılın, hastalarını ziyaret edin ve haklarına riayet edin. Çünkü sizden biri dininde takva sahibi, sözünde doğru, emaneti ehline veren ve insanlarla ahlakı güzel olan biri olduğunda, ‘Bu bir Şii’dir’ denilir ve bu da beni mutlu eder ve sevindirir.

 

Allah’tan korkun, bizim için bir ziynet (onur) olun, utanç vesilesi olmayın. Bütün sevgi ve muhabbeti bize çekin ve her türlü çirkinliği bizden uzaklaştırın; çünkü hakkımızda söylenen her güzelliğin ehliyiz biz, kötülük olarak söylenenlerden ise uzağız. Allah’ın kitabında bizim için bir hak, Resulullah’a yakınlık (akrabalık) ve Allah’tan gelen bir taharet (arınmışlık) vardır ki, yalancıdan başkası bizim dışımızda bunu iddia edemez.

 

Çokça Allah’ı zikredin, ölümü hatırlayın, Kur’an okuyun ve Nebi’ye salatü selam getirin; çünkü Resulullah’a salat ve salavat getirmenin on hasene ve sevabı vardır. Söylediğim vasiyetleri hafızanızda tutun; sizi Allah’a emanet ediyor ve hepinize selam ediyorum.” (Tuhefu’l Ukul, s. 489.)