Bir Eleştiri ve Cevabı: 

 

“İmam Humeyni (r.a) Fransa’dan geldiği için bu inkılap ve devrim bir batı projesi ve batı oyunudur.!”

 

Sözde uzmanlar ve araştırmacılar İmam Humeyni’nin (r.a) devrimi liberaller ve Batı tarafından kurgulanmış iddiasında bulunuyorlar! İmam Humeyni’nin (r.a) Fransa’da kalmasını ve Fransa’dan İran’a gitmesini de bu söylemin nedeni olarak sunuyorlar. 

 

Batı tarafından projelendirilmiş bir inkılap olduğunu söyleyenler İmam Humeyni’nin niçin Fransa’ya sürgün edildiğini, ne kadar Fransa’da kaldığını ve Fransa’nın neden İmam Humeyni’nin kendi ülkesine sürgün edilmesine izin verdiğinden bahsetmiyorlar ya da açıklama yapmıyorlar? Neden yalanlarla kendi muhataplarını kandırmaya çalışıyorlar?

 

İslam inkılabı hareketi ve temelleri atıldığı günden itibaren (ABD ve Siyonist rejim gibi) küfür ve şer odakları bu hareketin ne kadar sağlıklı doğru ve kendileri için ne kadar tehlikeli olduğunu ve olabileceğini anladılar ve o günden beri İslam İnkılabının önüne geçmeye ve engellemeye çalıştılar, çalışıyorlar ve çalışacaklar kıyamete kadar.

 

Peki, imam neden Fransa’ya gönderildi. O zaman bile bu hareketin önüne geçmek için plan projeler yaptılar. İmam’ın Fransa’ya gönderilmesi de bu hareketin önüne geçmek içindi. İmam Humeyni’yi Irak’tan Fransa’ya sürgün etmeyle bile güttükleri hedefe ulaşamamaları da bir mucizedir ve İran’da gerçekleşen inkılabın çağımızın en büyük mucizesi olduğunun kanıtıdır.

 

İmam Humeyni (r.a) ilk olarak Türkiye’ye (yaklaşık 6 ay kaldıktan) sonra da Irak’a sürgün edildi. 15 yıl boyunca Irak’ta kaldı. Irak’ta vermiş olduğu derslerde, derslerden önce kendisi inkılap hakkında konuşmalar yapıyordu ve bu konuşmalar kasete alınıp İran’a gönderiliyordu. İran’daki inkılapçı Müslümanlar da İran’ın her tarafına dağıtıyorlardı. Şah, o günün Saddam’ı ile “İmam Humeyni’yi bölgeden uzaklaştırmamız gerekiyor. İran ile Irak birbirine sınır olduğundan ve buradan konuşma kasetlerinin gönderilmesi ve İran içinde yayılmasından dolayı bizim için tehlikelidir. İmam’ı Irak’tan çıkaracaksın.” Konusunda anlaşıyor. Bunun üzerine Irak rejimi İmam Humeyni’yi Irak’tan çıkarma kararı alıyor. İmam Humeyni (r.a) ilk olarak Kuveyt’e gitmek istiyor. Kuveyt rejimi İmam Humeyni’yi kabul etmiyor. Üç gün, üç gece (süre değişebilir) İmam Humeyni o sahrada bekletiliyor ve sonunda da kabul etmeyip İmam Humeyni’yi (r.a) zorla Fransa’ya gönderiyorlar. Bu zorla göndermeyle de bir plan kurarak üç hedef hedefleniyordu.

 

1- Hedefledikleri hedeflerden birincisi; İmam Humeyni’yi (r.a) İran sınırlarından uzaklaştırmak.  İran sınırlarından uzaklaştırmayla İmam Humeyni’nin (r.a) konuşma kasetleri veya yazıları İran’daki inkılabi gençlere ulaştırılamasın ve gönderilemesin. Bu neden ve hedefle Fransa’ya gönderdiler. Böylece İmam’ın sözlerini içeren kasetlerin gönderilmesinin önü alınmış ve İnkılabi gençlerle irtibatının kopması sağlanacaktı.

 

2- O dönemde Fransa’yla arası iyi olan İran Şahı, İmam’ı (r.a) Fransa’ya gönderip İmam’a baskı yaptırarak İran’da yeni başbakan olan Bahtiyar ya da başka bir tabirle yeni şekillenmiş olan Bahtiyar hükümeti ile barıştırmak ve uzlaştırmayı hedefliyorlardı. Bunu da başaramadılar. İmam Humeyni 4 ay Fransa’da kaldı. Dört ay sonra İmam İran’a gitme kararı aldı.

 

3- Yukarıdaki iki plan başarılı olmazsa diye üçüncü bir plan yaptılar; İmam Humeyni’nin (r.a) hareketini tahrif etmek (saptırmak). Fransa İmam’ı Bahtiyar hükümeti ile uzlaştıramayınca ve İmam’ın da İran’a gitme kararı almasıyla hareketin önüne geçemeyen şer odakları İmam’ın hareketini – inkılabi hareketi tahrif etmek için Fransa’daki liberalleri İmamla beraber onun hareketine müdahil olması ve hareketini tahrif etmesi için İmam’ın hareketine dâhil etmeye çalıştılar. Bu arada Şah, “İmam Humeyni’yi getiren uçağı vuracağım” dediği için hiçbir uçak şirketi İmam’ı İran’a götürmeyi kabul etmiyor. Fransa’da İranlı zenginlerden bir tanesi Fransa’da özel bir uçak firmasıyla “Senin uçağının değeri neyse ve uçağa binip insanlar öldürülürse onların diyesi ne kadar ise ben karşılamaya hazırım” demesi üzerine anlaşma yapılarak sözleşme imzalanıyor. Böylece bir uçak İmam’ı İran’a getiriyor. Bu sürede İmam’ın hareketini tahrif edecek liberallerde Fransa tarafından harekete geçiriliyor. Harekete geçirdiklerinden bir tanesi Beni Sadr’dır. İnkılab gerçekleştikten sonra seçim yapılıyor ve adaylardan bir tanesi de Beni sadr. Beni Sadr Fransa tarafından desteklenen ve ayarlanan bir isim, bir münafık.  Beni Sadr seçim afişlerinde kendisini “İmam Humeyni’nin gerçek yoldaşı ve Yeryüzünün mirasçılarının devriminin gerçek destekçisi” olarak tanımlıyor ve böylece cumhurbaşkanı olarak seçiliyor. Bakın Küfür orduları nasıl çalışıyor. Bunlar inkılabın önünü almaya o zamandan beri başlamış ve çabalıyorlardır. Beni Sadr İran Irak savaşında İran’ın yenilmesi için İran ordusuna lojistik destek sağlamıyordu. Ama bunlar İran’daki âlimlerim ne kadar basiret ve feraset sahibi olduklarını bilmiyorlar. Bu nedenle “İslam İnkılabı çağımızın en büyük mucizesidir ve Allah’ın izniyle bu mucize devam edecektir”.  İmam Humeyni’nin duruşundan ve Velayeti fakih sisteminden korkuyorlardı. Velayeti fakih sisteminde İmam Hasan Askeri (a.s) kendisinden sonrasında İmamların yerine geçecek âlimlerin özellikleri hakkında birkaç özellik sayıyor ve bu özelliklere sahip olanları bizi temsil edebilir buyuyor:

 

1- Nefsini kötülüklerden koruyabilecek.

 

2- Dinini muhafaza edebilecek.

 

3- Kendi heva heves ve arzularına uymayacak. Bundan dolayı Şia âlimlerine bakın hiçbir Şia âlimi hiçbir taklit merci insanları kendilerine yönlendirmeye ve bağlamaya çalışmıyor. Bir âlim eğer insanları kendisine bağlamaya çalışıyorsa bu özelliklerden çıkmış ve Allah’ın dinini temsil etme konumunda çıkmıştır.

 

Bu nedenle günümüzde şer ve küfrün zirvesinde yer alan bir taraf iyiliklerin zirvesinde yer almış olan diğer taraf birbiri ile savaşıyor ve mücadele ediyor. Hak ve batıl savaşı. Bunları idrak edemeyen insanlar ismi ve unvanı ne olursa olsun İmam Hüseyin (a.s) ile Yezit döneminde olmuş olsalardı yine Yezidin saflarında yer alır ve Yezidin tarafında olurlardı.

 

İmam Ali (a.s) ile Muaviye savaşı döneminde olmuş olsalardı Muaviye’nin yanında yer alırlardı veyahut çekimser kalırlardı. Çekimser kalanlar da Muaviye’nin safında yer alanlar da haktan sapmışlardır. Bir tarafta Ali varsa “Hak Ali ile birliktedir. Ali nereye giderse hak onunladır.” Bunu anlayamıyorlar mıydı? O zaman Ali (a.s) zamanın Ulul emri değil miydi? Allah Teâlâ Ayeti kerimede “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, peygambere itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de itaat edin…” buyurmuyor mu? Bakın ayetleri bıraktınız. Allah sizlere ulul emre itaat edin diyor ve ulul emr Ali’dir. Veya sizin tabirinizle dördüncü halifedir ve Muaviye dördüncü halife ve ulul emr olan İmam Ali’ye karşı çıkmasına ve savaş açmasına rağmen hala da onun yanlış olduğunu söyleyemiyorsunuz? Ayete ters hareket ediyor ve Allaha itaat etmesi gerek ve başında da ey iman edenler buyuruyor. Dördüncü halife olarak Hz. Ali (as) ulul emir değil miydi? Ulul emre karşı çıkıldı, isyan edildi ve savaş açıldı. İsyan edenlerin ve Ulul emre savaş açanların karşısında ulul emrin ya da dördüncü halifenin yanında durulması gerekmiyor mu? Ama hala sizler (haşa) “Kur’an-ı Kerim’in bu olayda kimin batıl ve kimin haklı olduğunu ortaya koyamıyor” diyorsunuz. Böylece sizler Kuran-ı Kerim’i hidayet kaynağı ve kitabı olmaktan çıkarmış oluyorsunuz. Kur’an’ı Kerim savaş yapan iki gruptan hangisinin haklı hangisinin haksız olduğunu ortaya koyamayacak kadar mı aciz?