İmam Humeyni’nin Feraseti ve İmam Humeyni’nin (r.a) Mübarek Ramazan Ayının son Cuma Günü’nü Dünya Kudüs Günü Olarak ilan etmesinin felsefesi

1979 yılında İslam İnkılabı gerçekleştiği zaman İmam Humeyni (r.a) Mübarek Ramazan ayının son Cuma gününü Müslümanların Dünya Kudüs günü olarak ilan ediliyor. O büyük arif, o büyük siyasetçi, o büyük fakih, o büyük ahlak üstadı, o büyük usulcü, o büyük şahsiyet bu günü Kudüs günü olarak ilan ediyor. Bakın o arif geleceği görüyor ve Kudüs üzerinden Kudüs örneği üzerinden dünya mustazaflarının yanında yer alınmasının gerekliliğini vurguluyor. Kime karşı? İşgalci Siyonist İsrail rejimi üzerinden, İşgalci zihniyete sahip olan bütün müstekbirlere karşı.

 

Müslüman âlimler kendilerini İslam âlemine, İslam ümmetine Peygamberin (s.a.a) varisi olarak tanıtıyorlar. “Âlimler peygamberlerin varisidirler” (El-Ulemau veresetu’l Enbiya)

 

İslam âlimleri kendilerini topluma ve Müslümanlara nebilerin, peygamberlerin varisi olarak tanıtmaya çalışıyorlar. İmam Humeyni (r.a) ise büyük bir ferasetle ” Kendilerini peygamberlerin varisleri olarak ümmete ve muhataplarına tanıtmaya çalışan Ey âlimler! Bu dini benim dinim ve senin dinin olmaktan; benim dini anlayışım, senin dini anlayışın olmaktan çıkarın. Ben benim dini anlayışım üzerinden ve sen de senin dini anlayışın üzerinden gidersen istikbar (müstekbirler) günümüz dünyasında İslam dünyasının başına getirmiş olduğu bu belayı başımıza getirir. Bizler ortak olarak kabul etmiş olduğumuz değerleri ön plana çıkarmalıyız. O ortak değerlerden birisi Kudüs’tür. Kudüs üzerinde birleşelim. Kime karşı? İşgalci İsrail rejimini meydana getirip destek veren zihniyete karşı. Eğer siz İşgalci İsrail rejimini meydana getirip destek veren zihniyete sahip değilseniz ve gerçekten Kur’an-ı Kerim’in zihniyetine ve gerçekten peygamberlerin varisleri ve peygamberlerin zihniyetine sahip iseniz işgalci İsrail’i meydana getiren o zihniyetin karşısında tek bir vücut olalım.”

Ben ve senin anlayışına göre hareket etmekten çıkarsak, Müslümanların beslendiği ortak kaynak nedir? Hz. Muhammed (s.a.a) bize kitap ve sünnet bırakmış ise bu kitap ve sünnetten senin anlama hakkına sahip olduğun kadar benim de hakkım var. Ben de bu kitap ve sünneti anlama hakkına sahibim. Eğer siz veya herhangi biri ben veya benim kabul ettiğim âlimler bu kitap ve sünneti anlayabilir, siz anlayamazsınız diyorsanız, böyle bir anlayış Yahudi zihniyetidir. Bu perde arkasında kendini ön plana çıkaran bir anlayış ve zihniyettir.

Bir taraftan Allah Resulünün (s.a.a) kendisinden sonra ümmetine kitap ve sünneti bıraktığını söylerken diğer yandan kitap ve sünneti anlama hakkını sadece kendinize ve kendi dostlarınıza veriyorsunuz. Bu bencilliktir. Farkında olmadan ya da kasıtlı olarak bencilliktir. O zaman herkes benim Kur’an anlayışım, benim sünnet anlayışım diyerek hareket etsin. O zaman devreye benlikler, bencillikler girer.

 

Eğer Kur’an ve sünnet ortak değerimiz ise ki ortak değerimizdir, o zaman Kur’an ve sünnet üzerinden farklılıkları bir kenara bırakarak bu değerlerimiz üzerinden tek vücut olmamız gerekmektedir. Onun için Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de “Topluca Allah’ın ipine sımsıkı sarılın; sakın ondan ayrılmayın! Allah’ın size olan nîmetini hatırlayın: Hani birbirinize düşman idiniz fakat Allah kalplerinizi kaynaştırıp birleştirdi de, O’nun nîmeti sayesinde hepiniz kardeş oldunuz. Ve hani, ateş dolu bir uçurumun tam kenarında idiniz de, Allah sizi oradan kurtardı. İşte Allah, öğüt alıp doğru yolu bulasınız diye ayetlerini size böyle açıkça bildiriyor. Fakat düzensiz, başıboş ve dağınık bir toplum bu hedefleri gerçekleştiremez. Öyleyse:” buyurmaktadır. (Âl-i İmrân Suresi 103. ayet) Ben sen demeden “Parçalanmayınız, ayrılıklara düşmeyiniz. Allah’ın size vermiş olduğu bu nimeti hatırlayınız.” Yani sizi birleştiren büyük bir nimet vardır. Bu nimeti niye hatırlamıyorsunuz? Eğer bizler gerçekten Hz. Resulü Ekrem’in (s.a.a) varisi isek ve varisi iddiasında bulunuyorsak Hz. Peygamber (s.a.a) gibi hareket edelim. Hz. Peygamberimiz (s.a.a) geldi ve birbirleriyle en azgın bir şekilde düşman olanlarını kardeş edebildi. Siz ise Allah’ın size göndermiş olduğu kitap üzerinden bu kitaba mensup olanlarını – inananları birbirine düşürüyorsunuz. Allah’tan korkmuyor musunuz?

 

Allah’ın nimetini ön plana çıkarırsanız Allah’ın nimeti sizi kardeş eder, düşman etmez. Heva heveslerinizi ön plana çıkarırsanız birbirinize düşman olursunuz. Allah’ın size göndermiş olduğu Kur’an nimetini, kitap nimetini öne çıkarırsanız birbirinize düşman olmazsınız. “Ve hani, ateş dolu bir uçurumun tam kenarında idiniz de, Allah sizi oradan kurtardı.”

 

Bu nitelikteki olan bir din takipçilerini nasıl tefrikaya sokar? Ateşin çukurunun kenarında olup neredeyse ateşe düşeceklerdi. O kadar birbirlerine karşı azgın, düşman olanları kardeş edebilecek bir din nasıl takipçilerini birbiriyle savaştırabilir ki? Allah Teala ayetlerini bu şekilde size anlatıyor. Umulur ki siz hidayet bulursunuz.

 

Öyleyse İmam Humeyni’nin (r.a) Mübarek Ramazan Ayının son Cuma gününü “Dünya Kudüs Günü” olarak ilan etmesi aslında, Kudüs örneği üzerinden Müslümanları ortak değerleri üzerinden birleşmelerini sağlamaktır. Herkesin kendisindeki ihtilafları yarın Allah’ın huzurunda kendisi cevap versin. Ben Kur’an-ı Kerim’i bu şekilde anlıyorum. Siz de Kur’an’ı şekilde şu şekilde anlayabilirsiniz. Ama biz ikimiz Kur’an-ı Kerim’den yararlandığımız için işgalci rejimi meydana getiren zihinlere, zihniyetlere karşı bir olalım. “Topluca Allah’ın ipine sımsıkı sarılın; sakın ondan ayrılmayın!”. İşte İmam Humeyni’nin feraseti bu.