Düşmanın ne gibi silahları var? Bakın, düşmanın boynuzu veya kuyruğu yoktur; sizin aranızda yaşar, sizinledir. Mümin (görünümlü) hasetçidir, kâfirdir, münafıktır. Düşmanın hileleri nelerdir?
Şehit Rehberimiz Seyyid Ali Hamaney’in en belirgin özelliklerinden biri düşman tanıma (düşman bilimi) yeteneğiydi. Düşmanı çok iyi tanırdı. Nitekim Rehber’in (Ayetullah Hamanei) bakış açısıyla ‘Düşman Tanıma’ adında bir kitap basıldı. Düşmanları zelil kılanlardan olmak ve aldatılanlardan olmamak için düşmanın bir dizi hilesini zikredelim.
Çünkü Allah, Mümtehine Suresi birinci ayette şöyle buyuruyor: “Ey İman edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin. Siz onlara sevgi gösteriyorsunuz. Hâlbuki onlar size gelen hakkı inkâr ettiler. Rabbiniz olan Allah’a inandınız diye Resûlü ve sizi yurdunuzdan çıkarıyorlar. Eğer rızamı kazanmak üzere benim yolumda cihad etmek için çıktıysanız (böyle yapmayın). Onlara gizlice sevgi besliyorsunuz. Oysa ben sizin gizlediğinizi de, açığa vurduğunuzu da bilirim. Sizden kim bunu yaparsa, mutlaka doğru yoldan sapmıştır.” Dikkatli olun, düşmanı dost sanmayın. Bakın burası çok ilginç, şu söyleyeceğime dikkat edin: Kur’an’ın sonlarına doğru, Tegabün Suresi’nde Allah buyuruyor ki; bu düşman bazen eşiniz olabilir, bazen evladınız olabilir. Düşman her zaman Amerika değildir. “Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar vardır.” Evet, Hz. Nuh’un karısı ona düşmandı. Kur’an, Tahrim Suresi’nde Nuh’un ve Lut’un eşlerinin Allah’ın peygamberine düşmanlık ettiğini söyler. Kendi Peygamberimizin bile bazı yakınları ona acı çektirmiştir. Kur’an bazen evlatların da düşman olabileceğini söyler.
Şimdi bu hileleri zikredelim:
1- Liderliğin Zayıflatılması (Rehberiyet makamının Yıpratılması): Düşmanın en büyük silahı, toplumun rehber ve liderini zayıflatmaktır. Bu çok önemlidir. Mekkeli müşriklerin ilk işi, Peygamber’e (s.a.a) ‘mecnun’ (deli) ve ‘sihirbaz’ demek oldu. “Sen mutlaka delisin” diyerek Peygamber’e saldırdılar. Yezid’in ve Ömer bin Sad’ın yaptığı ilk iş, İmam Hüseyin’in (a.s) dinden çıktığını söylemek oldu. Bu sayede karşısına 30 bin kişi topladılar; önce İmam Hüseyin’i (hâşâ) kâfir ilan ettiler, sonra şehit ettiler. Bunlar mühim meselelerdir.
Bakınız, Sıffin Savaşı’ndan sonra binlerce kişi Hz. Ali’yi kâfir ilan etti. “Ali bin Ebi Talib kâfirdir” dediler ve ardından Nehrevan Savaşı’nı çıkardılar. Hedef, liderliği zayıflatmaktı. Nitekim son yıllarda, özellikle bu zorunlu savaştan önce, üniversitelerde ve hatta bazı seçkinler (elitler) arasında Şehit Rehberimize ne kadar hakaret ve saygısızlık edildiğini gördünüz. Nihayetinde bir kişi bilimde uzman olabilir ama siyasi bilinci ve öngörüsü olmayabilir. Ne yalanlar söylediler; “Kaçtı, Rusya’ya gitti, şuraya gitti” dediler. Oysa şehit rehberimizin hiçbir yabancı bankada bir kuruşu veya bir doları yoktu; ne kendisinin, ne çocuklarının. Kendi evinde, çalışma ortamında şehit oldu ve onun kanı tüm bu şüphelere cevap verdi. Düşmanın ilk silahı budur: Önce ‘baş’ı vurmaya, onu yıpratmaya çalışır.
2- Düşmanın ikinci hilesi ise şüphe ve tereddüt uyandırmaktır. Şüphe oluşturur, tereddüt yaratır ve yeis (umutsuzluk) aşılar. Bu yüzden dikkat edin; müşrikler sürekli şüphe yaymaya çalışırlardı. Bugün sosyal medya da tam olarak budur. Uydu yayınlarını takip edenler ne demek istediğimi iyi bilirler; bunu hem siyasi hem de inanç konularında yaparlar.
Bakın, şüphe ile soru sormak aynı şey değildir; soru sormanın bir sakıncası yoktur. Aksine biz sorgulayıcıyızdır. Allah Kur’an’da on üç, on dört yerde ‘Yes’elûneke’ (Sana soruyorlar) kelimesini zikreder. ‘Ey Peygamber, sana soruyorlar, sen de cevap ver’ der. Ancak ‘şüphecilik’ zihni bulandırmak, bozmak içindir. Şüphe uyandırmaya dair bir örnek vereyim:
Müslümanlar on beş yıl boyunca Beytü’l-Makdis’e (Kudüs) yönelerek namaz kıldılar. On beş yıl sonra kıble değişti ve Kâbe oldu. Müşrikler hemen şüphe yaymaya başladılar. Münafıklar dediler ki: ‘Bize söyleyin bakalım; o ilk kıble doğru muydu yanlış mıydı? Eğer doğruysa neden değişti? Eğer yanlışsa neden on beş yıl boyunca oraya dönüp namaz kıldınız?’ Maksat zihni karıştırmak. Şüpheyi yayan kişi bunu bilerek, ustaca yapar. Oysa Kur’an der ki: Allah ne Beytü’l-Makdis’tedir ne de Kabe’de. Allah Kabe’nin içinde midir? Kabe, sadece yolun şaşırılmaması için bir nişandır. Kıble, Müslümanlar düzenli olsunlar ve aynı yöne dönsünler diye konulmuştur. Bir camide herkes farklı bir yöne dönerse her şey birbirine karışır. Okula gittiğinizde sabah herkes aynı kürsüye döner, orduda herkes aynı yöne bakar. Allah buyurdu ki: ‘İyilik, yüzünüzü doğu veya batı tarafına çevirmeniz değildir.’ Allah ne doğudadır ne batıda. Kıble bir semboldür. Önce Kudüs’tü, sonra Kâbe oldu. Neden şüphe yaratıyorsun? İşte bu, düşmanın ikinci silahıdır: Şüphe ve Tereddüt oluşturmak.”
3- Düşmanın üçüncü hilesi -ki bu çok önemlidir- sahte kutsallıktır. Düşman sizin camiye gittiğinizi, namaz kıldığınızı görünce ne yapsın? Sizin namazınızı, caminizi bozmak için yanına başka bir cami inşa eder. Gidip de yanına kumarhane veya fuhuş merkezi açmaz. Sahte kutsallık şu demektir: Sizin inançlarınızla savaşmak için karşınıza ‘kutsal’ görünen başka bir şey çıkarır.
Peygamber Efendimiz (s.a.a) Kuba Mescidi’ni inşa etti. Onu saf dışı bırakmak isteyenler, gidip başka bir mescit yaptılar. Allah buyurdu ki: ‘Bu Mescid-i Dırar’dır (zararlı mescit), gidin orayı yıkın.’ Neden? Mescit dediğin kutsal değil midir? Evet, ama o mescidinin amacı Kuba Mescidi’ni yerle bir etmektir. Bu yüzden o mescit yıkılmalıdır. Onların gerçek bir inancı yoktu onu bir kılıf olarak kullanmak istediler.
Şu an çok dindar bir görünümle ve ‘kutsallık’ maskesiyle karşınıza çıkıp; ‘Efendim İran’la – direniş ekseniyle ne işin var? Savaşla ne işin var? Siyasetle ne işin var?’ diyenler var. Aziz dostlar, Direniş ekseni Siyonist ABD’ye karşı direnen tek harekettir ve Hak ve batıl savaşında hak direniş eksenidir. Batılın yok olması için mücadele edilmesi gerekmekte ve hakkın yanında yer almak lazımdır. Bunun başka bir örneği Sıffin Savaşı’dır.
Amr bin Âs, Sıffin Savaşı’nın son gecesinde bir toplantı düzenledi. Biliyorsunuz, Sıffin Savaşı on bir gün sürdü; Sefer ayının birinde başladı, on birinde bitti. On birinci gece çok kritik bir geceydi, o gece çok insan öldüğü için oraya ‘Leyletü’l-Harîr’ denir. O gece savaşın kaderi belirleniyordu ve Emirü’l Müminun Hz. Ali kazanmak üzereydi. Şehit rehberimiz şöyle derdi: İmam Ali (a.s) asla düşmana arkasını dönmezdi. Sıffin’de de işi bitirmek için Muaviye’nin karargâhının dibine kadar gelmişti.
Amr bin Âs o gece Muaviye ve diğerleriyle toplantı yapıp dedi ki: ‘Biz askeri açıdan galip gelemeyiz. Hem sayıları bizden fazla hem güçleri daha çok; üstelik başlarında Ali gibi büyük şahsiyet var. Ne yapalım?’ Sonra ekledi: ‘Ben bu işi halletmeyi biliyorum.’ Sahte kutsallık!
Ertesi sabah dedi ki: ‘Herkes birer Kur’an sayfasını (o zamanlar ceylan derisi üzerine yazılırdı) mızrakların ucuna takıp havaya kaldırsın.’ Kur’an’ı mızrağa taktılar. Bunun üzerine Hz. Ali’nin (a.s) ordusundakiler ‘Biz Kur’an ile savaşmayız’ dediler. Ve olanlar oldu; Sıffin’de zafer elde edilemedi, Muaviye yerinde kaldı ve Şam’a döndü.
Yani Kur’an’ı mızrağa takarak, sahte camiler inşa ederek gerçek camiyi ve inancı yerle bir ederler. Bu düşmanın üçüncü hilesidir.
4- Düşmanın dördüncü hilesi ise yeis ve ümitsizlik yaratmaktır. Bu günlerde düşman cephesinde bunu çok görüyoruz; ümitsizlik ve tezelzül (sarsılma/kararsızlık) oluşturmak. Şehit rehberimiz halka ne kadar çok umut aşılardı! Elbette şunu da derdi: ‘Benim umut vermem, zayıf noktalarımızı görmeyelim demek değildir. Umut vermek demek, eksiklerin yanında güçlü yanlarımızı da görmektir.’ Gençlerin veya bazı insanların ülkenin sadece zayıf noktalarını görmesi insanı gerçekten çok üzüyor.
İran İslam İnkılabı 1979 yılında hastanelerini Hindistan ve Pakistan’dan gelen birkaç lisans mezunu doktorla idare ediyordu. Birçoğunuz hatırlar. Bugün ise bu ülke dünyanın tıp merkezlerinden biridir. Öyle ki Avrupalılar, hatta Arap ülkeleri -uçuşların düzenli olduğu dönemlerde- kalp ameliyatı ve diğer tedaviler için her gün Şiraz’a, Yezd’e uçak kaldırıyordu.
Biliyorsunuz, eskiden büyüklerimizden birinin gözü ağrısa İspanya’ya giderdi, birinin kalbi sıkışsa Londra’ya giderdi. Ama bugün tıp alanında dünyada ilk on arasındayız. Nano teknolojide, teknoloji odaklı şirketlerde (bilgi temelli girişimler), füzelerde… Şehit Hacıizade’nin ruhu bu meclisten şad olsun; dedi ki: ‘Biz uçak yapmaya kalksak, yapana kadar kaybederiz. Çünkü uçak sanayimiz zayıf. Amerika F-35 yapmış, biz ona yetişene kadar ne kadar koşmamız lazım? Ama biz kestirmeden gidiyoruz; füze yapıyoruz.’ Dimdik durdu ve her çeşit füzeyi, özellikle de nokta atışı füzeleri üretti. Şehit Rehberimiz, Şehit Selami’ye şöyle demişti: ‘Beni ancak nokta atışı yapan füze tatmin eder.’ Yani vurduğun zaman tam hedefi vuracak, başka yeri değil. Eğer bir kışlanın ikinci katı vurulacaksa tam orayı vuracak. Ve başardılar.
Bunlar bu nizamın ilerlemeleridir. Üniversitelerde, çeşitli bilim dallarında, fabrikalarda… Umut var! Düşman ise sürekli yeis ve ümitsizlik yaratmaya çalışıyor. ‘Efendim artık hiçbir şey kalmadı, her şey bitti’ diyorlar. Hayır! Dünyanın neresinde, bir ülkenin dünyanın iki nükleer gücüne karşı kırk gün boyunca tek başına direndiği görülmüştür?
5- Düşmanın bir diğer önemli ve üzerinde düşünülmesi gereken hilesi ise sızmadır (nüfuz): İçeri sızmaya, gedik açmaya çalışır. Tarih boyunca bu hep olmuştur. Sızma güçleri tüm tarihi süreçlerde, hatta Peygamberin yanında bile vardılar. Eğer bu sızma güçleri olmasaydı, Gadir-i Hum’u Sakife’ye dönüştüremezlerdi. Eğer o sızanlar olmasaydı, Emirü’l-Müminun’un velayetini sahadan bu kadar kolay silemezlerdi. Bu da düşmanın bir silahıdır.
6- Düşmanın bir diğer hilesi ise yozlaşmayı ve fesadı yaymaktır… Düşmanın bir diğer hilesi, özgürlük adı altında kuralsızlığı ve hayâsızlığı (fesadı) yaymaktır. Bunu bugünlerde çokça görüyorsunuz. Tarih boyunca büyük devletlerin tam da bu silahla yok olup gittiğine şahit olduk. İslam’ın tesettür, ikili ilişkilerde ölçü, iffet ve hayâ üzerinde ısrarla durmasının sebebi budur; bu durum toplumun kendi menfaatinedir. Ahlaki ve ekonomik yozlaşmanın arttığı bir toplum, düşmana karşı direnemez. Düşman kasten fesadı yayar.
Kur’an-ı Kerim, Meryem Suresi 59. ayette şöyle buyuruyor: Bir toplumda iki şey gerçekleşirse o toplum yoldan çıkar: Birincisi namazın/ibadetin zayıflaması, ikincisi ise şehevi arzuların peşinden gidilmesidir. Meryem Suresi 59. ayette Allah Teâla şöyle buyuruyor: “Derken onların ardından, yerlerine öyle bir nesil geldi ki, Allah ile aralarındaki en sağlam bağ olan namaz kılma duyarlılığını kaybettiler, bunun doğal sonucu olarak da, arzu ve heveslerinin peşine takıldılar ve bu büyük Peygamberlerin mirasını hoyratça tahrip ederek ahlâksızlığın en aşağı derecesine düştüler fakat azgınlıklarının cezasını, yakında çekecekler!” Bir: ‘Edâ-i Salat’ (ibadet) toplumda zayi edilecek. İki: ‘İttiba-i Şehevat’ (arzulara uyulacak). Bu düşmanın bir diğer silahıdır.
Ambargo (yaptırım) düşmanın bir diğer silahıdır, tehdit bir diğer silahıdır.
Yazının devamı: Düşmana karşı bizim vazifemiz nedir?