“Yaptığımız ibadetlerin değeri, sahip olduğumuz akıl gücüyle orantılıdır.”

 

Terim anlamıyla psikoloji; insan ve hayvan davranışlarını inceleyen bir bilimdir.

 

Tarihe baktığımız zaman insan psikolojisinin baş gösterdiği tarihler 19 ve 20. yüzyıllarda olmuştur.  Elbette bundan öncede tarihe baktığımız zaman birçok ekoller psikolojinin alanını tanımlamaya ve ona bağımsız bir karakter vermeye çalışmıştır.

 

Psikolojiye dini boyuttan baktığımız zaman, İslam dini içinde yer alan hükümlerin aslında tamamen buna dayandığını görmekteyiz.  Batı’da analitik psikolojinin kurucusu Carl Gustav Jung davranışsal teorisinde 1 nolu kişiliği nesnel dünyayla ahenkli dışa dönük, 2 nolu kişiliği ise kendi öznel dünyasına yönelmiş ve içe dönük diye tanımlar.

 

Jung önce Freud ile görüşür ve egonun kontrol edilmesi gereken, doyum ve heyecan arayan dürtülerini kaynayan kazanı olarak tanımlarken, Jung bilinçdışını egonun kaynayan kazanı olarak görür.

 

Benim eğitimim sırasında gözlemlediğim İslam’ın tanımladığı katman ‘Nefs’ ekoluna yaklaşmış olsalar dahi tam bir neticeye ulaşamamışlardır.  Daha sonra psiko analitikuslerin çalışmaları devam etti ve psikoterapist eğiliminde birçok teoriler ortaya çıkarmışlardır.  Bunlardan en bariz örneği İslam’ın tanımladığı ‘tefekkür’ olayının ibadet yerinde olması dikkatimi çekmiştir.

 

Şimdi bu noktada ‘tefekkür’ konusuna azda olsa yer vermek istiyorum.  Tefekkür, Arapçadan f-k-r kökünden gelir. Lügatte derinlemesine düşünmek, fikir yürütmek, üretmek için çaba sarf etmek manalarındadır.  Tefekkürün birçok fazileti olduğu gibi ibadet olarak da sayılmaktadır.

 

İmam Ali’nin (a.s) Nehcul Belağa kitabındaki hutbelerde müşahede ettiğimiz gibi tefekkür konusuna sürekli değinilmiş ve tefekkür ve tedebbürün aslı ve zatı zorunlu ve gerekli olduğu ve ondan gaflet edilmesi insanı, varlık âleminde sahip olduğu konum ve bulunduğu seviyeden aşağı mertebelere; yani dört ayaklı varlıkların seviyesine belki de daha aşağı konum ve seviyeye düşüreceği vurgulanmıştır.[1]

 

Evet, tefekkür bizlere çok şey katacağı gibi tefekkürden uzak ve yoksun olan insanları da insanlıklarını kaybedecek dereceye getirebilir.  Bizleri sonsuz nimetleri ile nimetlendiren Allah’ın bizlere hediye ettiği en önemli nimeti kuskusuz akıl’dır. Nitekim Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor: “Her iş için bir malzeme gereklidir, mümin’in malzemesi ise aklıdır. Her grubun bir rehberi vardır, Allah’a inananların rehberi ise akıldır. Her tüccarın bir sermayesi vardır, Allah yolunda çaba harcayanların sermayesi ise akıldır.”

 

İnsan ancak akıl ile tefekkürün bir araya gelmesiyle yükselişe geçebilir. Tefekkür, her dakikanın her saniyenin üzerinde durup o anı yaşamaktır.  Dünyanın koşuşturmasını ardımızda bırakıp özümüze dönmeyle kendimize, ‘ben kimim?’ ‘bu dünyadaki veya bu dünyaya geliş amacım nedir’ ‘sonumuz nereye gidiyor’ ve en önemlisi de ‘alemleri yaratan ve beni yaratan yüce Allah beni ne için yaratmış ve benden ne bekliyor’ gibi soruları sorup, üzerinde tefekkür etmemiz gerekir.

 

Şüphesiz Allah tefekkür ile sadece hidayeti değil, kendimize gelmeyi, ruhumuzu hissetmeyi, yanlışlarımızı ve doğrularımızı düşünüp bunun farkında olmamızı istemektedir.

 

Yani değerli okuyucular, farklı bir bakış açısıyla baktığımızda tefekkür aslında bir FARKINDALIKTIR, hem kendimizi hem dünyayı hem alemi yaratan yüce Allah’ı tanımak için…

 

Düşünün, bir an durun, her şeyi bırakın, tüm işlerinizi bir kenara koyup gözlerinizi kapatın, hücrelerinizi, damarlarınızdan akan kan, tüm organlarınızı muhteşem ve mucizevi bir şekilde yaratanı düşünün. O seni mucizevi bir şekilde yoktan var etmiş.

 

Bunu düşünürken emin olun çok rahatlarsınız, çünkü bizim fıtratımızın gereğinde var, kendimizi keşfetmek, amacımızı bilmek ve nereye doğru yürüdüğümüzü, hedeflerimizi belirlemek.

 

Gaye, amaç ve hedefler belli olursa insanın ruhu o zaman tatmin olur.  Birçok insan gördüm, bana gelen danışanlar olsun veya eğitimimde olan gayri Müslimler. Dedikleri de sudur; kendimizi temelsiz hissediyoruz bir amacımız yok sanki ve ruhumuz bir türlü sakinleşmiyor.  Ev, araba para her şey olmasına rağmen bir gaye veya bir amaç olmayınca bu ruh sakinleşmiyor, sükûnet ve huzur bulmuyor.

 

Tefekkür ve farkındalık yani farkında olmak bizim kendimize yönelmemiz için bir fırsattır. Kendi iç dünyamıza… Dalgıçları düşünün; özel bir kameraları vardır ve onunla suyun altına dalarlar. İşte bizlerinde özel kameralarımız var, hayal dünyamızda onları kullanıp iç dünyamıza ve kişiliklerimize, nefsimize bakmamız gerekir. Bakmak ve hissetmek. Rabbimiz biz insanlara bu yeteneği vermiştir. Kendimize yani iç dünyamıza bakmaktan maksat düşüncelerimize, hislerimize ve davranışlarımıza bakmak ve analiz etmek..

 

İç dünyamıza bakmak, nefsimizi hesaba çekmek her müminin vazifesidir. Peki ben yapamam mı diyorsunuz? Her an kendimize bakmaya ve yönelmeye yeteneğimiz vardır.  Örneğin, şu an nefesinize odaklanın dediğimde hemen nefesinize odaklanabilirsiniz. İnsan muhteşem bir varlıktır, Rabbimin azameti ve gücü sonsuzdur ve bizleri de en güzel sekliyle yaratmıştır.

 

İnsanın yaşadıkları vardır, bir öz geçmişi, yaşadığı, büyüdüğü ortam ve yer. Bu insanın yapısında, ruhunda derin etkiler yaratır ve bırakır. Dinimizde de çocuk eğitimi, eş seçiminden başlar diye bir hadis vardır. Evet gerçekten de öyledir, nitekim insanın üzerinde yani ruhunda geçmişin, atalarının ruh yapılarının izleri ve etkisi vardır.

 

Allah bize imtihan edileceksiniz diye buyurmakla birlikte çok güzel bir kılavuz yani Kur’an-ı Kerimi ve pak masumları göndermiştir. Velhasıl çok güzel bir hadiste buyrulur ki “kendini tanıyan Rabbini tanır” bu konuda İmam Ali’nin (a.s) kendini tanımanın önemini vurgulayan birçok hadisleri mevcuttur.

 

Rabbimiz “Bununla beraber onların amellerinden hiçbir şey eksiltmeyiz. Herkes kazandığı karşılığında rehindir.”[2] buyurarak insanın kendi çabasına ve amellerine göre hesaba çekileceğini ve ahirette dünyada yaptığı amellerinin neticesiyle karşılaşacağını vurgulamaktadır. Yani sen özünü bilmedikten sonra gayeni, amacını, öz geçmişine bakmadıktan ve nefsini hesaba çekemedikten sonra aklını hangi ‘akıl’ kategorisi altından sınıflandırabilirsin ki?

 

Evlatlarınızla, canınızla, malınızla imtihan edileceksiniz buyuruyor Rabbim,[3] ama en başta en önemlisi kabirde tek başımıza kalacağımız ve tek başımıza sorgulanacağımız anı düşünürsek en büyük imtihanımız ve cihadımız, aynı zamanda düşmanımız olabilen “kendimiz ve kendi kişiliğimizin, nefsimizin imtihanıdır.

 

 

Değerli okuyucular, tefekkür geniş çaplı ele alınabilir, ama fazla uzatmak istemiyorum.  Benim anlatmak istediğim bol bol tefekkür edip ruhumuzu sakinleştirelim, çünkü ruhumuzun buna ihtiyacı vardır.  Sadece dini boyutta değil, bu bizim yaratılışımızda da var. Yani demek istediğim psikolojinin temel anahtarı benim görüşüme göre budur, yani TEFEKKÜR ve FARKINDALIK= ben kimim ve nereye doğru yol alıyorum?  İste bütün cevaplar sizde……

 

Tefekkür ile bazı yapabileceğimiz etkinlikler;

 

–        Çocuklarımızla veya yalnızken ormana, parka, dağa gidip yürüyüş yapabiliriz, Allah’ın ağaçları, ormanı, çiçekleri ve otları nasıl yarattığının üzerine tefekkür ve sohbet etmek.

 

–        Sade bir yürüyüşte olabilir doğada

 

–        Çocuklarımıza soru kutusu yapabiliriz bu kutudan her gün bir soru alıp bunun üzerinde sohbet edebiliriz mesela ben kimim? Özellikle bu etkinliğin biraz dozunu yükseltip çocuklarımıza kimliğiyle ilgili pozitif yönlerini saydırıp aynı zamanda özgüvenlerini de yükseltebiliriz. Allah bizi nasıl yarattı sorusuna internetten insan iskeleti veya organları hakkında bilgi edinip çocuklarımızla paylaşabiliriz.  Daha sonra hayvanlar, dağlar, denizler ve … işte bu şekilde geniş kapsamlı bir soru kutusu oluşturabiliriz.  Bu çocuklar için çok keyifli bir etkinlik olacaktır.

 

–    İbadet halindeyken tüm benliğinizi yüce yaradana odaklamak ki, örneğin namaz kılarken namazda okuduğumuz sure ve zikirlerin manalarını huzu ve huşu içinde yapmak ta bunların bir örneği olarak zikredebilir.

 

Melek Keskin / Belçika

 

————————————————–

[1] “Şüphesiz, yeryüzünde yürüyen canlıların Allah katında en kötüsü, akıllarını kullanmayan (gerçeği görmeyen) sağırlar, dilsizlerdir.” (Enfal Suresi 22. Ayet.) Yani akıl yetisine sahip olup ta bu yetiyi devre dışı bırakan, kullanmayan kimselerin sağır ve lal oldukları anlaşılmaktadır.

[2] Tur Suresi, 21. Ayet ve Müddesir Suresi 38. Ayet.

[3] Bakara Suresi, 186. Ayet.

İletişim