İnsan daima seçim halindedir. Her an yaptığı, yapmadığı işler hakkında karar alarak hayatını yönlendirir. Sadece büyük işlerde değil, en ufak hareketimizde, hatta düşüncelerimizi yönlendirmede bile farkında olmasak da yaptığımız seçimler ve istekler devreye girer.

 

Örneğin; şu an bu yazıyı okumak ya da faydalı bir işle meşgul olmak yahut güzel bir şey düşünmek benim tercihim olabilir; aynı anda ise yanlış bir işe yönelmek, bir günah peşinden gitmek de.

 

Birine tebessüm ederek, masrafsız ama aynı zamanda yüksek değere sahip bir sadaka da vermiş olabiliriz; en ufak sözle, karşıdakinin kalbini paramparça da edebiliriz.

 

Aynı anda ailesi için helal rızık peşinde olup hem dünya hem ahireti abad edebilir yahut Rabbinin verdiği rızkı da kendimizi de kumar masalarında heder edebiliriz.

 

(Nefsimizin zulmünden ve şeytana aldanmaktan daima Allah’a sığınırız!)

 

Hayat = Seçimlerin kesişim noktası

 

Bu isteklerin kesiştiği seçim noktaları, tıpkı yol ayrımlarındaki kavşak misali bizi, hangi yola gideceğimizi belirleme noktasına götürür.

 

Her insan kendi HAYAT KAVŞAĞINDA bekler ve önüne çıkan her farklı yol için seçimler yapar.

 

Seçimlerimizin küçük bir kısmında yoğunlaşıp düşünme imkânı bulurken; pek çoğunu kendimizin bile fark etmediği hızlı bir mekanizmayla gerçekleştiririz. Bu otomatik karar alma sistemini, şimdiye kadar kendimizde oluşturduğumuz doğru yanlış kalıpları, inançlarımız, değer yargılarımız, vs. oluşturur.

 

Örneğin Allah’a ve ahirete inandığımız için içki ve günah olan mekâna girmeyiz, domuz eti tüketmeyiz. Haram olan herhangi konuda yemek, dinlemek, gitmek, görmek, vb. isteklerimizin karşısında, ahirette sonsuz kazanç sağlama isteği yer alır ve o yönde seçim yaparız. İnancımız ve karakterimiz karar mekanizmamızın temel ölçütlerini belirler.

 

Hayat hızla akıp giderken, dış dünya ve tüm faktörler de aynı hızla değişim halindedir. Sürekli akan bir nehir misali yaşam trafiğinde yollar ve şartlar değiştikçe, bizler de sürekli DEĞİŞİM VE DÖNÜŞÜM halindeyiz.

 

Zaman içerisinde bir çocuğun büyüme ve gelişimini net bir şekilde gözlemleyebiliriz; ancak ruhumuzun da her saniye başkalaşım geçirdiğini fark edebilmemiz için daha derin bir dikkate ihtiyacımız vardır.

 

Felsefedeki, ‘BİR İNSAN AYNI NEHİRDE İKİ KEZ YIKANMAZ’ görüşünde buna işaret edilir. İnsan ve alem sürekli değişim halindedir. Elindeki fırsatı kaçırdığın an, geri dönmek istediğinde o şartlar (nehir) akıp gitmiş ve değişmiştir; sen de artık aynı sen değilsindir.

 

Müminlerin Emiri İmam Ali’nin (a.s) tabiriyle, FIRSATLARI GANİMET BİLMELİYİZ. ÇÜNKÜ AYNI BULUT MİSALİ GEÇİP GİDERLER.[1]

 

Madem hayat akıp giderken bizi de akıntıyla beraber sürüklüyor, madem imtihanlar ve dış faktörlerle sürekli değişim halindeyiz, o halde seçeceğimiz yolları daha bilinçli belirleyip, kendimizi irademiz dahilinde şekillendirmeliyiz.

 

Ve biz kimi zaman (belki de çoğu zaman) kaçırdığımız fırsatlar ve elde edemediklerimiz hususunda dış etkenleri suçlamayı seçsek ve yahut Allah’ın nasip etmediğini gönlümüzden geçirsek dahi; ayette DEĞİŞİMİN BİZİM ELİMİZDE OLDUĞUnu bildirmektedir.

 

 

إِنَّ ٱللَّهَ لَا یُغَیِّرُ مَا بِقَوۡمٍ حَتَّىٰ یُغَیِّرُوا۟ مَا بِأَنفُسِهِمۡۗ…

 

“…Şüphesiz ki, bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez.”[2]

 

Ayetinin tefsirinden istifadeyle:

 

İNSAN KENDİSİ DEĞİŞMEDİKÇE; HAYATINDA OLUMLU VEYA OLUMSUZ DEĞİŞİMLER OLMAZ.

BİR İNSAN FITRATINA UYGUN YAŞARSA, RABBİ DE ONU BU HALİYLE MÜTENASIP OLARAK, NİMETLERİYLE ÖDÜLLENDİRİR VE BU İNSAN, GÖNLÜNDEKİ BU HALİ DEĞİŞTİRMEDİKÇE ALLAH NİMETİNİ ONDAN ALMAZ. NE ZAMAN Kİ BU HALİ DEĞİŞTİ, O ZAMAN NİMETİN YERİNİ BELALAR ALIR.

 

Müminlerin Emiri İmam Ali’nin (a.s) KUMEYL DUASI da bize, olumsuz davranış ve amellerimizin sonucu olarak; nimetin yitirilmesi ve belaların gelmesinden, kendimizin sorumlu olduğumuzu öğretir.

 

Allah’ım! Bedbahtlıklara yol açan günahlarımı bağışla.

Allah’ım! Nimetleri değiştiren günahlarımı bağışla.

Allah’ım! Duanın icabetini önleyen günahlarımı bağışla.

Allah’ım! Belanın inmesine sebebiyet veren günahlarımı bağışla.

 

Artık kısmet, tesadüf, şans,… söylemlerini dillendirmek yerine, hayatımıza yön vermede kendi irademize dayanmalı; gönlümüzde ve zihnimizde ne olmayı ve hangi yöne yönelmeyi seçtiğimize bakmalıyız.

 

ÇÜNKÜ mutlu veya mutsuz, huzurlu yahut sıkkın ve üzgün olmak, her an zihnimizde hangi isteğin baskın geldiği ve HAYAT KAVŞAĞIMIZDA hangi yolu seçtiğimize bağlıdır.

 

Eğer biz inanmış ve Allah için sakınmış olursak; Allah bereketlerini yerden ve gökten bizim için akıtacaktır.

 

“Eğer kentlerin halkı inanmış ve bize karşı gelmekten sakınmış olsalardı, onlara göğün ve yerin bolluklarını verirdik. Ama yalanladılar; bu yüzden onları, yaptıklarına karşılık yakalayıverdik.[3]

 

Ayetullah Seyyid Ali Hamenei’nin (Allah ömrünü uzun eylesin) geçtiğimiz günlerdeki konuşmasından esinlenerek insanın değişimini, şu aşamalarda özetleyebiliriz:

 

1) DEĞİŞİMİ İSTEMEK

 

 

Öncelikle değişimi kendi içimizde talep etmeliyiz, insan iradesi olmaksızın ilerleme söz konusu olamaz.

 

2) DEĞİŞİMİ, BİLGİ TEMELİNE DAYANDIRMAK

 

Ne yöne ilerleyeceğimizi bilmeden, doğru hedefe ulaşmamız mümkün değildir. Öyleyse hem kendi ihtiyaç ve eksiklerimizi iyi tanımalı hem de şartları ve fırsatları tanıyıp, doğru değerlendirmeliyiz.

 

3) SABIRLI OLMAK

 

Her değişim ve büyüme sürecinde olduğu gibi, ruhumuzun da ilerleyişini gözlemyebilmek için belirli bir süreye ihtiyaç duyulacağını bilmeli, tahammüllü ve sabırlı olmalıyız.

 

4) DÖNÜŞÜM GERÇEKLEŞTİRMEK

 

Hedefimiz sadece yolda ilerlemek olmamalı, yolun sonunda daha üstün bir varlığa DÖNÜŞMEK istemeliyiz.

 

Nitekim TIRTIL, önündeki meşakkatli ve sabır gerektiren bekleyiş olmadan, KELEBEĞE DÖNÜŞEMEZDİ!

 

Bu bilinçle içimizdeki güzellikleri filizlendirerek, daima daha güzele dönüşüm halinde olabilir ve kendi kemalimiz yolunda ilerleyebiliriz İNŞAALLAH…

 

Tuba Turan

 

——————————————————————————————————————-

[1]  Müstedrek elVesail, c:12, s:142- “اِغتَنِمُوا الفُرَص فَاِنَّها تَمُرُّ مَرَّ السَّحاب.”

[2] Raad suresi, 11.ayet.

[3] Arâf Suresi, 96. Ayet.