İmam-ı Zaman’ın (a.f) özelliklerinden biri, düşmanları zelil kılması ve Allah dostlarını aziz kılmasıdır. Hepiniz bilirsiniz: “Eyne muizzül evliya ve müzillül a’da” (Hani nerede evliyayı aziz kılan ve düşmanları zelil eden?). İmam-ı Zaman, “Muizzül Evliya”dır; yani Allah dostlarını aziz kılar. “Müzillül A’da”dır; Allah düşmanlarını hor kılar ve yok eder. Öyleyse İmam-ı Zaman’ı bekleyenlerin (muntezirlerın) de bu iki özelliğe sahip olması gerekir: Allah dostlarını sevmeli, Allah düşmanlarına düşman olmalıdırlar. Yani Tevalla ve Teberra.
Bunun için de dostu ve düşmanı tanımak gerekir. Ben ancak kimin Allah dostu, kimin Allah düşmanı olduğunu bilirsem “Muizzül Evliya” ve “Müzillül A’da” olabilirim. Düşmanın boynuzu veya kuyruğu yoktur (belli bir işareti yoktur). Dolayısıyla İmam-ı Zaman’ın yârenlerinin özelliklerinden biri “Düşman Tanıma”dır (Düşmanşinaslık). Bu çok önemli bir noktadır.
İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: “Kur’an dört bölümdür.” Kur’an’da kaç ayet var? Altı bin küsur. Buyurdular ki Kur’an ayetleri dört kısımdır: “Dörtte biri biz Ehlibeyt hakkındadır (Tathir Ayeti, Velayet Ayeti, Kevser Suresi… Bunlar zaten bellidir; Mü’minun Suresi keza öyle.). Dörtte biri düşmanlarımız hakkındadır.” Bu çok büyük bir oran; yani Kur’an’da yaklaşık 1500-1600 ayet doğrudan ‘düşman tanıma’ üzerinedir. Kur’an’ın dörtte biri bizim düşmanlarımızı anlatır. “Dörtte biri sünnetler ve misallerdir; dörtte biri de farzlar, hükümler ve ahlaktır.” Yani son dörtte birlik kısım hükümler, farzlar, vacipler ve ahlak konularını kapsar. Buradan anlaşılıyor ki, ayetlerin dörtte birinin buna ayrılmış olması düşman tanımanın ne kadar önemli olduğunu gösterir.
Bu yüzden Ayetü’l-Kürsi’de “Femen yekfur bittağuti ve yu’min billah” diyorsunuz. Kim tağutu inkâr eder ve Allah’a iman ederse, ancak o zaman sağlam kulpa (urvetü’l-vüska) sarılmış olur. Demek ki sadece Allah’a iman yeterli değil; Allah’a iman “Allah’ı tanımaktır”, ama tağutu inkâr etmek “Düşmanı tanımaktır.”
Resulullah’tan (s.a.a) nakledilen bir rivayette buyurulur ki: “Müminin beş düşmanı vardır.” Bakalım sizde de var mı? “Mümin sabah uykusundan uyandığında, her gün karşısında beş düşman bulur.
1- Birincisi Ona haset eden mümin (Mü’minun yahsiduhu): İlk düşman hasetçi müminlerdir; (Buradaki mümin kişilerden kasıt iman getirenlerdir muttakiler değil) yani haset eden biridir. Bu kişi kardeşiniz olabilir, bacanağınız olabilir, ne bileyim yengeniz veya kız kardeşiniz olabilir. Haset eden müminler kâfir değildir, bunu karıştırmayın. Hz. Yusuf’un kardeşleri kâfir değildi, sadece hasetçiydiler. Haset de bir nevi düşmanlıktır işte. Nitekim bu haset yüzünden öz kardeşlerini kırk yıl babasından uzak tuttular, onu kuyuya attılar. Kur’an’da okumuyor musunuz: ‘Ve min şerri hâsidin izâ hased’ (Haset ettiği zaman hasetçinin şerrinden…).
Demek ki ilk düşman olan hasetçiler evinizin içinde bile olabilir; iki kardeş birbirine haset edebilir. Kabil kâfir miydi? Kabil bir peygamber çocuğu değil miydi? Kardeşi Habil’e haset etti ve onu öldürdü. Bu yüzden Nas Suresi okumanız tavsiye edilmiştir. Sahip olduklarınızı her zaman göz önüne sermeyin. Her sözünüzü herkese söylemeyin. Çünkü haset, gizli bir düşmanlıktır. Bazen bazılarının elinde de değildir bu, sadece hasetçidirler; ne kâfirdirler ne de Allah’ı inkâr ederler. ‘Mümin ona haset eder.’ İşte bu, birinci düşmandır.”
2- İkincisi Ona kin besleyen münafık (Münâfıqun yubğiduhu): Münafıklar konusu çok önemlidir. Kur’an-ı Kerim’de münafıklarla ilgili tam üç yüz ayet bulunmaktadır. Kur’an’daki Münafikun Suresi mi daha büyüktür yoksa Kafirun Suresi mi? Münafikun Suresi daha büyüktür. Kafirun Suresi sadece iki üç satırdır; oysa Münafikun Suresi bir buçuk sayfa sürer.
Bakara Suresi’nde bile münafıklar hakkında nazil olan ayetler, kâfirler hakkında olanlardan daha fazladır. İslam’a en büyük darbeyi münafıklar vurmuştur. Münafığın asıl sorunu şudur: Sizin aranızdadır, gizlidir ve içinize nüfuz eder. İşte bunlar, (saydığımız) ilk iki düşmandır.
3- Üçüncüsü Onunla savaşan kâfir (Kâfirun yuqâtiluhu): Üçüncü düşman, sizinle fiilen savaşan kâfirlerdir; işte bu Siyonistler, bu Amerikalılar gibi. Gaspçı İsrail devletinin kuruluşundan bu yana yetmiş küsur yıl geçti. Bakın ne kadar insan öldürdüler. Geçenlerde birisi açıkladı -kendi içlerinden biri söyledi- Siyonistler bu birkaç yıl içinde şimdiye kadar sekiz bin bilim insanını ve âlimi katletmişler. Bilim insanı ve âlim diyorum; sıradan halktan öldürülenlerin bilançosu ise bu rakamların çok çok üstündedir.
Kur’an da şöyle buyurur: “Allah’ın ayetlerini inkâr edenler, Peygamberleri haksız yere öldürenler, insanlardan adaleti emredenleri öldürenler var ya, onları elem dolu bir azap ile müjdele.” (Âl-i İmrân Suresi 21. Ayet) Onlar peygamberleri bile öldürüyorlardı.
4- Dördüncü düşman ise yeminli olandır; o artık apaçık bir düşmandır. Apaçık (düşman’Adüvvün mübin’), yani Şeytan: ‘Şeytanun yudilluhu’ (Onu saptırmaya çalışan Şeytan). Herkesi yoldan çıkaracağına dair söz verip ant içen Şeytan.
5- Beşincisi; nefis: ‘Nefsun tudilluhu’ (Onu saptıran nefis). Kendi içimizde olan, bizi yere sermek isteyen, bizimle çekişen o nefis.
Bakınız, Mefatihu’l-Cinan’da yer alan bir münacatımız vardır: Şâkîn (Şikâyet Edenler) Münacatı. Bilirsiniz ki insan Allah’a şikâyet arz edebilir; ama haşa Allah’tan değil, Allah’a şikâyet. Allah’tan şikâyet etmek hoş değildir, şikâyeti O’na götürmek gerekir. ‘La eşku minallah, eşku ilallah’ (Allah’tan şikâyet etmem, Allah’a şikâyet ederim). Mefatih’teki o münacatı görmenizi tavsiye ederim. İmam Seccad (a.s), orada benim bu saydıklarımı Allah’a şikâyet eder: ‘Allahumme inni eşku ileyke nefsen…’ (Allah’ım! Nefsimden, Şeytan’dan ve kâfirden Sana şikâyet ediyorum).
Bir mümin için sadece Allah’ı tanımak yeterli değildir, aynı zamanda düşmanı da tanıması gerekir. Zaten ‘La ilahe illallah’ zikrinin yarısı düşman tanımadır. ‘La ilahe’ (Allah’tan başka İlah yoktur) derken; o ilah kâfirdir, hevâdır, şehvettir (yani düşmandır). Sonra ‘İllallah’ (Ancak Allah vardır) gelir.