“Gerçek apaçık ortaya çıktıktan sonra, sanki göz göre göre ölüme sürülüyorlarmış gibi seninle o konuda tartışıyorlardı.” (Enfal Suresi, 6. ayet)

 

Hak konusunda, hakta seninle mücadele ederler. Hak ortaya konulduktan sonra seninle savaşırlar. İran’ın Siyonist ABD ile olan savaşında (Hak ve Batıl Savaşında) hak ve hakikatler ortaya çıkmasına rağmen yine de (kasıtlı veya kandırılmış) bazıları bu hakkın üstünü kapatmaya çalışıyorlar. Bu hakkın (İran İslam İnkılabının zaferi) ve hakikatinin üstünün kapatılmasını istiyorlar. ” sanki göz göre göre ölüme sürülüyorlarmış gibi”. Bu hak (Direniş Ekseni) ile mücadele edenler (Siyonist ABD ve dostları) İran İslam inkılabını ve direniş eksenini kendileri için o kadar tehlikeli görüyorlar, ayette buyurulduğu gibi sanki ölüme sevk ediliyorlar. Gerçekten ölümdür.

 

Batıl (emperyalistler) ile kendi hayatını sürdürmeye çalışanlar, sahte para ile alışveriş, ticaret yapan bir insana benzer. Sahte paralarla ticaret yapan bir insan için en tehlikeli şey nedir? Toplum tarafından o sahte olmayan paranın (gerçek paranın) tanınmasıdır. Sahte olmayan (gerçek) para ortaya çıktığı zaman ve toplum tarafından tanındığı zaman, sahte paralar üzerinden ticaret yapanların sonu gelir. Bu ölümdür. Ölüm.

 

 “(Ey Resulüm!) Sonra da Seni de din işi konusunda açık bir şeriat üzere karar kıldık. Sen (her hususta) ona (İslam Şeriatına) uy ve tâbi ol ve asla bilmeyenlerin (cahillerin) nefsi heva ve heveslerine uyma. Çünkü onlar, Allah’a karşı sana asla bir fayda sağlayamazlar. Şüphesiz zalimler birbirinin dostlarıdır. Allah ise kendisine karşı gelmekten sakınanların (takvalıların) dostudur.” (Casiye Suresi, 18 -19. ayet)

 

Bu ayette Allah bir şeriat, bir hayat, bir yaşam tarzı verdiğini ve bu yaşam tarzına uyulması gerektiğini buyuruyor. Bunu Hz. Peygamberimiz (s.a.a)  üzerinden ümmetine bildiriyor. “Ben sizlere bir şeriat verdim, Benim sizlere verdiğim yaşam tarzını yaşayın, benim size belirttiğim yaşam tarzını yaşayın ve bilmeyenlerin heva ve heveslerine uymayınız diye emrediyor. Eğer bizler Zât-ı Bâri Teâlâ’nın bize belirtmiş olduğu şeriata uymuş olsak, ona uygun yaşasak ve bilmeyenlerin heva heveslerine uymasak zaten tefrika söz konusu olmaz.

 

Eğer siz Allah’ın size vermiş olduğu şeriatı bırakıp, yaşam tarzını bırakıp o bilmeyenlerin, o heva heveslerine uymuş olanların yoluna uyarsanız sonuç ne olacak? Sonuç onların yaşam tarzının sizin başınıza getireceklerinden hiç kimse sizi kurtaramaz. “Çünkü onlar, Allah’a karşı sana asla bir fayda sağlayamazlar. Şüphesiz zalimler birbirinin dostlarıdır. Allah ise kendisine karşı gelmekten sakınanların dostudur.” (Casiye Suresi, 19. ayet)

 

Ayeti Kerimeye baktığımızda bir yaşam tarzının varlığı sonucuna ulaşılıyor. Bizler bu yaşam tarzımızı ya Allah’ın bize belirtmiş olduğu şeriat üzerine şekillendireceğiz ya da bunun karşısında yer almış olan yani bilmeyenlerin yaşam tarzı üzerine… Bilmeyenlerden kasıt nedir? Bilmeyenler kimlerdir?

 

Bilmeyenler kendi hayatlarını ahiret üzerinden, ahireti merkezli, odaklı ve eksenli değil de dünya arzuları üzerine, dünyevi hedef ve arzularını yaşamak üzerine yaşayanlardır. Ahiret hakkında bilgileri dahi söz konusu değildir. Bizler ahiretteki hayat tarzından haberdar olmayanlara nasıl uyabiliriz? Eğer biz onların hayat tarzını seçersek, onların hayat tarzını seçmekle başımıza geleceklere karşı hiç kimse bize yardım edemez…

 

Muttakilik (Takva Sahibi Olmak) niyetten başlar.

Niyetimizi saflaştırmaktan başlar. Samimiyetten başlar. Sadakatle başlar.

 

Bu ayette takvalılardan söz ediliyor. “Şüphesiz zalimler birbirinin dostlarıdır. Allah ise kendisine karşı gelmekten sakınanların (takvalıların) velisidir – dostudur.” (Casiye Suresi, 19. ayet)

 

Hutbelerin rükünlerinden bir tanesi de takvayı yâd etmektir. Genelde hutbelerde takvayı yâd ediyoruz. “Usîkum ibadallâh ve nefsî bitakvallah” Aslında bu cümleyi okurken hutbeyi okuyan kimse, ilk başta kendi nefsini, sonra siz değerli muhatapları Allah’ın takvasına riayet etmeye davet eder.

 

Kur’an-ı Kerim’de muttakiler hep övülüyor. Allah muttakilerin velisidir. Allah-u Teâlâ bir diğer ayet-i kerimede de şöyle buyurmaktadır: “Allah müminlerin velisidir ve müminleri karanlıklardan aydınlığa çıkarır.” (Bakara Suresi, 257. ayet)

 

Öyleyse Allah Teâlâ’nın velisi olduğu kimseler muttaki olan, takvaya riayet eden müminlerdir. Takvaya riayet etmek gerekir. Takva kurtarıcıdır. Eğer biz muttaki olursak, muttakilik niyetten başlar. Niyetimizi saflaştırmaktan başlar. Samimiyetten başlar. Sadakatle başlar. Bir insan sadık olursa, samimi olursa Allah Teâla ona velilik yapar. Ve Allah Teâla’nın kendisine velilik yaptığı kimsenin karanlıkta kalması da imkânsızdır.