بِسْمِ اللهِ الْرَحْمٰنِ الْرَّحِيمِ

يَآ اَيُّهَا الَّذِينَ امَنُوا تُوبُوا اِلَى اللهِ تَوْبَةً نَصُوحًا عَسٰى رَبُّكُمْ اَنْ يُكَفِّرَ عَنْكُمْ سَيِّئاَتِكُمْ وَيُدْخِلَكُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الاَنْهَارُ

 

“Ey iman edenler! İçtenlikle ve kararlılık içinde Allah’a tövbe edin. Umulur ki rabbiniz kötülüklerinizi örter ve sizi altından ırmaklar akan cennetlerine koyar.”[1]

 

Tövbe (Arapça: التوبة); Kur’an-i ve çeşitli İslami ilim dalları terimlerinden olup, kulun Allah’a doğru yönelmesi veyahut dönmesi manasına gelmektedir. Kur’an-i literatürde tövbe; insan ve Allah arasında bir tür irtibatın varlığına işaret etmektedir ki o irtibatta Allah-u Teâlâ insana fazilet ve üstünlük vermekte, onun doğru yol üzerinde olduğunu onaylamakta ve tövbe konusunda sebatını, paklığı arayan temiz kullarının özelliklerinden saymakla birlikte tövbe eden kullarını sevdiğini belirtilmektedir. Fıkhi metinlerde tövbe bahsinde; tövbenin adabı ve şer’i hükümlerin beyanı konu edilmiştir.

 

Kelam ilminde; tövbenin inançsal boyutu ve hüsün ve kubhu akli ve onunla ilintili olan tövbenin gerekliliği ve Allah tarafından tövbenin kabul edilmesinin farz oluşu gibi diğer konular işlenmektedir. Ama tövbe ile ilgili en zarif nazari konular irfanda bulunmaktadır; özel bakışla tövbenin kısım ve çeşitleri, günahı tanıma ve farklı fertlere göre günahın tahakkuku ve tövbeden sonra günahı unutma gibi konulara değinilmiştir.

 

Tövbe hakkında inşallah makaleler kaleme alıp sitemizde yayınlayacağız. Bu yazıda tövbe namazı ve faziletine işaret edeceğiz.

 

 

Tövbe Namazı

 

Tövbe namazı, dört rekatlı bir namazdır. Bu namaz çok faziletli bir namaz olup, bağışlanmak ve imanlı bir şekilde Hak Tealayla buluşmak isteyenler için Peygamber Efendimiz (s.a.a) tarafından Müslümanlara tavsiye edilmiş çok değerli bir namazdır.

 

Zilkade Ayının ilk Pazar günü (ve yılın hangi günü kılınmak istenirse ayrıca kılınabilir) kılınması gereken tövbe namazı şu şekildedir:

 

Allah Resulü (s.a.a) namazın şu şekilde kılınmasını bizzat kendisi buyurmuştur:

 

“Pazar günü önce gusül alınmalı (gusül öncesi veya sonrası) abdest almalıdır. Sonra sabah namazı gibi iki şer iki şer olmak üzere dört rekatlı namaz kılmalıdır (Namazın niyeti için, tövbe namazı kılıyorum gurbeten ilallah veya Allah rızası için kılıyorum demesi yeterlidir) Namazın birinci ve ikinci rekatlarında bir defa Fatiha suresi üç defa ihlas suresi, bir defa “felak” ve “nas” sureleri peş peşe okunmalıdır. Namazlar bittikten sonra 70 kere “Estağfirullahe rabbi ve etubu ileyh” diyerek istiğfar etmeli. Sonra şu zikri demelidir:

 

لا حَوْلَ وَلا قُوَّةَ اِلاَّ بِاللهِ الْعَلىِّ الْعَظيمِ

“La havle vela quvvete illa billahil aliyyil azim”

 

Sonra şu duayı okumalıdır:

 

يا عَزيزُ يا غَفّارُ، اِغْفِرْ لى ذُنُوبى، وَذُنُوبَ جَميـعِ الْمُؤْمِنينَ وَالْمُؤْمِناتِ، فَاِنَّهُ لا يَغْفِرُ الذُّنُوبَ اِلاَّ اَنْتَ

 

“Ya azizu ya ğaffar, iğfirli zunubi ve zunube cemii’l mu’minine vel mu’minat, fe innehu la yeğfiruz zunube illa ente”

 

“Ey kudretli, ey bağışlayan! Benim ve tüm mümin erkek ve kadınların günahlarını bağışla. Hiç şüphesiz senden başka günahları bağışlayan yoktur.”[2]

 

 

Namazın Fazileti

 

Bu namaz hakkında Hz. Resulü Ekrem’den (s.a.a) çok sayıda hadisler nakledilmiştir. Onlardan birisi şu şekildedir: “Her kim bu namazı kılarsa tövbesi kabul olur, günahları bağışlanır, namaz kılanın kendisine ve ailesine bereket sebebi olur, Kıyamet günü ondan maddi ve manevi alacaklı olanlar, hakkı olanlar ondan razı olurlar, imanlı olarak dünyadan göçer, kabri onun için geniş ve nurani olur, anne ve babası ondan razı olur, onlar da Allah’ın mağfiretine şamil olurlar, soyundan gelenler bağışlanır, rızkı artar, ölüm meleği canını aldığı sırada ona hoşgörülü davranarak canını rahat alır.”[3]

 

Allah Resulüne (s.a.a) ya Resülallah! Eğer bu ameli başka günler yaparsak aynı sevabı alır mıyız? Diye sorduklarında Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Aynı sevap ve özelliğe sahiptir.” Sonra şöyle buyurdu: “Bunları miraç gecesinde Cebrail bana öğretti.”

 

Düşündüren Bir Hadis

 

Hz. İmam Cafer Sadık’tan (a.s) şöyle rivayet edilmektedir:

 

“Dünyadaki güzelliğiyle birçok fitne ve günahın sebebi olan güzel bir kadını kıyamet gününde ilahi mahkemeye çıkarırlar, kadın der ki: Rabbim! Beni güzel yaratmıştın ve bende bu güzelliğim yüzünden o kötü işleri yaptım. Bu sözlerden sonra Hz. Meryem’i getirirler, o kadına derler ki: Sen mi güzelsin yoksa Meryem mi? Biz Meryem’i daha güzel yarattık, ama o kendisini fitnelerden korumasını başardı.

 

Sonra güzel bir erkeği mahkemeye çıkarırlar, o da: Allah’ım beni çok güzel yaratmıştın, bende bu yüzden günah işledim. Bu bahanesinden sonra Hz. Yusuf’u oraya getirirler ve şöyle denilir: Sen mi daha güzelsin yoksa Yusuf mu daha güzel? Elbette biz Yusuf’u çok daha güzel yarattık, ama o güzelliği nedeniyle fitneye düşmedi.

 

Daha sonra dünyada zorluklar içerisinde yaşamış birini getirirler, o da başına gelen bela ve zorluklara sabretmeyip çok günah işlemiştir, ilahi huzurda der ki: Rabbim bana çok bela gönderdin, ben de artık dayanamadım ve günah işledim. Bunun üzerine Hz. Eyyüb’ü getirirler: Sen mi dünyada çok zorluğa düştün yoksa Eyyüp mü? Eyyüb’ün karşılaştığı zorluklar daha çoktu, ama yine de fitneye düşmedi.”[4]

 

Sözün özü insanın günah işlemeye hiçbir bahanesi yoktur.

 

“Allah’ım, Muhammed ve âline salat eyle ve hatalarım hususunda keremini bana şefaatçi (aracı) kıl; kötülüklerime affınla yaklaş; cezalandırmana tabi tutarak hakkettiğim cezayla cezalandırma beni; bol ihsanını benden esirgeme; aziz birinin kendisine yalvarıp yakaran zelil birine acıyarak yaptığını veya zengin birinin, kendisinden bir şey isteyip de ihtiyacını giderdiği yoksul birine yaptığını bana yap.

 

Allah’ım, beni senden koruyacak biri yok. O halde, izzetin beni korusun, himayesine alsın. Katında bana şefaat edebilecek biri bulunmamakta. O halde, lütfun bana şefaatçi olsun. Günahlarım beni korkutmuş durumda. O halde, affın beni korkudan kurtarsın. Bu yalvarıp yakarmalarım, kesinlikle yaptıklarımın kötülüğünü bilmediğimden, kötü işlerimi unuttuğumdan değildir. Böyle yapıyorum ki, gökyüzü ve içindekiler, yeryüzü ve üzerindekiler pişmanlık itirafımı ve sana sığınıp tövbe edişimi duysunlar. Duyup da rahmetinle halime acısınlar; içinde bulunduğum kötü durumdan etkilenerek bana dua etsinler. Bakarsın, onların duası, katında daha çabuk kabul olur, şefaatleriyle gazabından kurtulur, hoşnutluğunu elde etmiş olurum.

 

Allah’ım, eğer pişmanlık tövbeyse, ben pişman olanların en pişmanıyım; eğer günahları terk etmek sana dönmekse, ben sana dönenlerin ilkiyim; ve eğer mağfiret dilemek, günahların dökülmesine sebep oluyorsa, hiç kuşkusuz ben, senden mağfiret dileyenlerdenim.

 

Allah’ım, sen tövbeyi emretmiş ve kabul buyuracağını söylemişsin; dua etmemizi istemiş ve icabet edeceğini vaad etmişsin. O halde Muhammed ve âline salat eyle ve tövbemi kabul buyur; rahmetine olan ümidimi ye’se dönüştürme. Hiç kuşkusuz, sen, günahkârların tövbesini kabul buyuransın; suç işleyip de sana dönenlere pek merhametlisin.

 

Allah’ım, bizi Muhammed ile hidayet ettiğin gibi, ona ve âline salat eyle; bizi Muhammed ile kurtardığın gibi, ona ve âline salat eyle. Kıyamet günü, sana muhtaç olduğumuz gün bize şefaatçi olacak bir salat ile Muhammed ve âline salat eyle. Hiç kuşku yok, sen her şeye kadirsin ve bu, sana pek kolaydır.[5]

 

———————————————————————————————————–

[1] Tahrim suresi, 8. Ayet.

[2] Seyyid İbn Tavus, İkbalu’l A’mal kitabında “Zilkade ayının amelleri” bölümünde bu namazı Enes bin Malik’in nakliyle Hz. Resulü Kibriya Efendimizden (s.a.a) rivayet etmiştir.

[3] Kummi, Mefatihu’l Cinan, s. 344.

[4] El-Kafi, c. 8, s. 228.

[5] Sahife-i Seccadiye, 31. Dua