Hiç beklemediğimiz bir anda, karşılaştığımız bir olayla duygulanabilir ya da gittiğimiz bir mekân, bize etki edip duygularımızı harekete geçirebilir. Çocukluğunun geçtiği mekânlara gittiğinde duygulanmayan biri var mı içimizde? Ya da çok sevdiğimiz birinin mezarlık ziyaretinde hüzünlenmeyen?

 

Dünya kendi etrafında ve güneşin etrafında hep aynı şekilde döner hâlbuki. Günler ve yıllar böyle oluşur. Birinin diğerinden hiçbir farkı olmayan bu oluşum ancak zaman ve mekân kavramı içerisinde yaşadığımız değişik olaylarla farkındalık kazanır.  Duygu, maneviyat ve ruh halimiz de böyle değişir…

 

İşte o zaman Dünya başka türlü döner sanki. Güneş başka türlü doğar ve gökyüzü, bulutlar, toprak bize başka türlü bakar.

 

Bazen aynı zaman ve mekân diliminde yaşamış olmasak da, geçmiş olaylar tesir bırakabilir üzerimizde. Bazen bu olaylar o kadar öneme sahip olur ki unutmak istemediğimiz gibi özellikle yaşatmak ve canlı tutmak için yıldönümleri de belirleriz. Doğum günü kutlarız mesela, ya da yas merasimleri düzenleriz her yıl.

 

 Çünkü insan unutur. Unutkanlığından dolayı da hatırlatılmaya İhtiyaç hisseder.  Belki bunun içindir ki Rabbimiz de gaflet diye tanımladığı unutkanlık uykusundan uyandırmak için insana özel gün, zaman ve mekânlar belirlemiştir. Dini Bayramlarımız, Kandil gecelerimiz, Hac amellerimiz gibi. Bazen de olaylar zaman ötesidir. Geçmişi de geleceği de kapsayacak bir etkiye sahiptir.

 

İşte kahramanlık duygularını coşturabilen, maneviyatı yükselten, duygulandıran, hüzünlendiren, hepsinden de önemlisi gafletten uyandıran bir dili yakalamış, misallerle yüklü zaman kavramlarından birisidir  “AŞURA.” 

 

Ve  “KERBELA” : Etkisi yılları aşar. Unutulmayan, unutturulmayan, EVRENSEL BİR SAHNEDİR.  Bağrında, bütün atifelere dokunan olaylar zincirini barındırır. Bu sebeple sadece kulaktan kulağa değil yürekten yüreğe de aktarılma özelliği taşır. Bu formül, zaten insan fıtratında olanı hatırlatmadır. İşte bu, insanı silkelerse gaflet perdelerini aralar ve hangi kavim, hangi din, hangi mekân ve hangi zaman diliminde olursa olsun üzerinde etki bırakır. Çok boyutludur. Tek pencereden bakma hakkı vermez insana. Zıtlıkları içinde barındırır. Hüzünle beraberdir huzur. Şehadetle boy ölçüşür yiğitlik. Aklı zorlayandır vefa; zillet görünümlüdür izzet; esarete bürünmüştür hürriyet. Yürekleri titreten sahnede gözle görünen kan, ölüm, gözyaşı olsa da basiretli bakışta sadece “Güzellik” vardır.

 

“Tarih tekerrürden ibarettir” sözünü doğrular gibi, her birey illaki batın veya zahirinde kendi Aşura’sını yaşayacaktır. İster Ali Asker yaşında 6 aylık bebek, ister Hz. Ebulfezl Abbas yaşında vefalı bir erkek olsun. İster Hz. Zeynebvari musibetlere bulanmış olsun hayatı, ister intikam yeminleri etmiş Muhtar Sakafi gibi biri.

 

Her asrın bir Kerbela’sı vardır. Ve geçmiş bir 3 Ocak sabahı, görmeyen gözleri açan, duymayan kulaklara ulaşan, hüccetini vefa ile tamamlamış bir şehadet haberiyle uyandı dünya. Sıra dışı bu olay aleme çok şeyi hatırlattı. Bilenler bilirdi Onu. Kerbela’nın izzeti ile yoğrulmuş bir yaşamı vardı. Bilmeyenlerse, Hakla-batılı evrensel boyuta taşıyan bir şehadetle karşılaştı. Mezhepçiliğe ve ulusçuluğa bulaşmamış, evrensel barış için savaşan bir kahramanla tanıştı yeni nesil. Bu nesil globalleşen dünyada kendi konum ve varlığına sahip çıkmalı, haklı-haksızı; doğru-yanlışı araştırmalı, gelecek nesillere izler bırakan olayları ve kahramanları unutmamalı ve unutturmamalıdır. Sonuçta şehitlerin hatırlanmaya değil ama bizlerin onları anlamaya ve hatırlamaya ihtiyacı vardır. 

 

BİRSEN KIRAN KOCADAĞ

 

Şehit Kasım Süleymani’nin vasiyetnamesi

Şehit Kasım Süleymani’nin Ardından…

Komutanımız Şehit Kasım Süleymaniye Mektup